Karaburun Yarımadasındaki Yunan Kıyafeti

 

Για την Ελληνική έκδοση του κειμένου πατήστε εδώ

 

 

 

Geleneksel kıyafet, belirli bir bölge sakinlerinin en önemli halk sanatını gösteren ve özelliklerini ifade eden önemli bir yöntemdir. Bu çalışmanın içinde, yaklaşımların, sosyal uygulamaların, siyasal görüşlerin izini sürebiliriz. Kıyafet, insan varoluşunun ve günlerinin ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor.

Karaburun yarımadasında çok fazla Yunan nüfusu oturuyordu. Yerel kıyafet alışkanlıkları egemen tarihlerden ve sosyal bağlamlardan etkilendiler ve şekillendiler. Kıyafetin belirli olması dönemin adetlerinin ve küçük toplumsal dayatmaların özelliği olan tutuculuklarından ve sertliklerindendi. Diğer taraftan insanların günlük uğraşlarından ve büyük bir merkez şehir olan İzmir’le komşu omlarından dolayı bir kozmopoliklik ve canlı ruh hali vardı.

Çoğu bölgede olduğu gibi Karaburun bölgesinde de erkek kıyafetinde neredeyse çok az farklılıklar olan tek tip kıyafetler olduğunu gözlemleyebiliriz. Tam tersi olarak kadınların durumunda çok büyük faklılıklar vardı. Görünüşe göre kadın sınırlamalarının sebebi şehrin dar sınırları ve köyde yaşamalarıydı. Uğraşları sebebiyle devamlı yer değiştiren erkekler de bu durum yoktu.

Α. ERKEK KIYAFETi

Karaburun sahilindeki çoğu oturanlar daha çok doğu Ege’den (özellikle sakız adasından), Kiklad adalarından ve Eğriboğaz adasından geliyorlardı (özellikle Kapistiya bölgesinden).

Kendi kökenlerinden gelen kıyafet alışkanlıkları vardı. Genellikle Karaburun’un kıyafeti sade, tasarruflu, sert renklerde oluyordu, ayrıca günlük ve bayramlık olarak ayrılabilirler.

Belirli kıyafetin çoğuna şalvar adı veriyorlardı ve onu getirenlere şalvarcı diyorlardı. Şöyle büyük bir özellik var ki oda çoğu erkeğin hayatlarında bir iki defa şalvar dikmiş olmalarıydı. Karaburun’un Melisin’de erkekler ilk şalvarını 18-20 yaşlarında dikiyorlardı.

Bu kıyafetin önemli parçası poturdu, gençler için diz üzerinde, yetişkinler için ise diz altında olabiliyordu. Poturun boyutu uğraştıkları işe göre değişebiliyordu, çiftçiler daha kısa tercih ediyorken, ağalar ve tüccarlar daha uzun tercih ediyorlardı. Günlük işler için daha ucuz ya da kadınların yapmış oldukları krevati kumaşlarından poturları tercih ediyorlardı.( Meli de buna karamandula diyorlardı.). Bursa’dan gelen keçe kumaşından ise bursovaniki adında potur yapıyorlardı. Son olarak, çobanlar yün kumaştan yapılmış çoban poturu giyiyorlardı. Yaştan ve toplumdan kaynaklanan poturun boyutu hakkındaki özel farklılıklar aşağıdaki yerel yazıda belirtiliyor.

Seni ne ilgilendiriyor benim şalvarım, ister kısa ister uzun, benim kararıma göre

Seni ne ilgilendiriyor ben neredenim, ister Panagıusalı ister Alaçatılı

1

Resim Pantolon ya da şalvar

Karaburun’un diğer önemli giyim parçası gömlekti. Bu gömlek genellikle beyaz ketendi ve genellikle işleniyordu. Damatlık gömlekler genellikle ipekten, yakaları dik ve şiş kolluydular. Urla’nın karakteristik özelliği, orada ki erkeklerin keten, koyu, çizgili gömlek giymeye alışmış olmalarıydı, bu gömlek kıvrık yakasız ve bazı zamanlar şiş kolluydu.

 

2

Resim Gömlek

Bele kuşak yerleştiriyorlardı. Günlük kuşakları yünden ya da pamuktan, örülmüş ya da dokunmuş ve genellikle tek renkli oluyorlardı. Çeşme’de örülmüş yünden kuşakların adı dalaburia idi, Urla’da ise talamburusia idi. Eski tip kuşaklar yüzük arasından geçebilecek kadar ince ve renkli çizgili kumaştan oluyorlardı. Tatillerde ipekten kuşak takıyorlardı ve nadiren püsküllerini sarkıtıyorlardı. Biliyoruz ki Urla’da en iyi kuşaklar bulunuyordu, bu kuşaklar siyah renk, eni 30 cm (santim) ve uzunluğu bazı zamanlar üç metreyi geçiyordu. Özelliği şu ki, bir erkek kuşağını taktığı zaman dönemin anlayışıyla zarifliğini yani delikanlılığını gösteriyordu.

 

Resim İki tip kemer, tek renkli örme ve çizgili dokuma

Gömleğin üzerine yelek giyiliyordu, bu yelek potur gibi keçeden yapılıyordu. Meli’de özel günlerde kadifeden yaneli adında yelek giyiyorlardı. Bir Meli’li beyitte şöyle diyordu:

Kadifeden yanelim (yeleğim), düğmelerin kopuyor,

senin yaptığın bu nazları başka hiç bir kimse yapmıyor.

Bütün durumlarda, yeleğin küçük örgülü düğmelerle düğmelendiği gözüküyordu, bu düğmeler kalın süslü, koyu renkte olan hartza adında bir süsle süsleniyorlardı ve daha özel günlerde iyi kıyafetleri kullanıyorlardı. Yeleğin yan tarafına adı puzudes olan küçük eğimli cepler dikiyorlardı, bu ceplere küçük altın saatlerini veya çakmaklarını yerleştiriyorlardı. Çoğu zaman kıyafetlerinin dikildiği tarihi veya adlarının baş harflerini kıyafetlerine işaret olarak işliyorlardı. Zor ve yorucu olan erkek giyimin yeleği, Urla’da beyitler halinde anlatıldığı gözüktü.

Sayısız kuma saymaya koydular beni, yeleğin altın düğmelerini işlemeye koydular beni.

Bir diğer beyit;

Beyim ve delikanlım, yiğidim ve paşam, puzu yeleğinin üstünde adım yazılı.

Görünen o ki bağlama, sahibini olduğu kadar belirli konuyla anlatılan çok sevilen yüzünü de ilgilendiriyor.

 

Resim Günlük yelek

 

Ayaklarla kış mevsiminde yünden, iyi durumlarda ise ipekten olan tulzuki adlı çoraplar giyiliyordu. Çorapları ucu ipekten veya pamuktan olan, püsküllü çorap bağları tutuyordu, ayakların kaplanmasını beyaz çorap konçları tamamlıyordu. Bu çoraplara Meli’de daha çok tsandirnia diyorlardı. Bu kapaklar özellikle koyu renk ketenden yapılıyorlardı, çok nadiren beyaz renk oluyorlardı ve üzerlerinde hatza işlemesi vardı. Son olarak, en yaygın ayakkabı deriden olan gemenya idi. Urla’da ise iskarpin giyiyorlardı, bu iskarpinler az kalkık burunlu, siyah fiyonklu ve deriden olan ayakkabılardı.

 

7

Resim Koyu renkli, nakışlı çadırlar

 

En yaygın şapka gözüküyor ki siyah ve lacivert püskülü olan kırmızı festi. Urla’nın özelliği şu ki oradaki üst sosyal tabakadan olan insanlar yani seçkin insanlar, ev sahipleri ve tüccarlar kısa püsküllü dik bir fes takıyorlardı. Fes, paralel olarak siyah renkli olan gugukla, külahla, ayvalık modeliyle, mitilini modeliyle giyildi veya onların yerini aldı. Fesin veya guguğun etrafına bir sarık modeli olan, ince bir renkli örtü sarıyorlardı. Son olarak, çiftçiler ve çobanlar açık havada olan işleri süresince kafalarına bir beyaz ya da renkli örtü takıyorlardı. Bu örtünün adı kabani ya da rensberiko idi ve onu sarık tarzında ki gibi sarıyorlardı. Bir Alaçatı beyti şöyle diyor;

-Kabani’nin yanına yaz beni, annen beni görebilmek için gece gündüz ağlasın.

 

                       8

Resim Fes ve şapka

Resim Kaban

Kış aylarının soğuk günlerinde kıyafetlerinin üzerine bir üstlük olan paltoyu giydiler, genellikle koyu ağır bir kumaştan geniş bir paltoydu. Meli’de ekonomik ve sosyal durumları sebebiyle zenginler kürk, çobanlar kiupeniki, denizciler retsinada, fakirler ve yaşlılar kalın palto ve aba giyiyorlardı. Urla’da esliki adında yeleğe benzeyen ama kolları daha uzun olan bir ceket çeşidine alışmışlardı. Çeşme’de denizciler sarı, kalın paltolar giyiyorlardı, bu paltoları su geçirmemeleri için bezelye yağı ile yıkıyorlardı.

Son olarak, Karaburun’un görüntüsünü değişik parçalar tamamlıyordu bunlar tespih, örtü, geleneksel poşet, tütün kesesi ve kemere koyulan çakıydı. Takıları azdı, bu takılar ceplerine koydukları altın saat ve nişanlıları ya da ilerde evlenecek oldukları eşlerinin hediyesi olan yüzüktü. Urla’da gençler bazı zamanlar boyunlarına renkli bir ipek örtü takıyorlardı, bu örtünün adı posaki idi. Meli’ye ise bazıları tüfek ve bıçak kılıfı olan sinahliki’yi getirdiler. Tüm Karaburun erkek kıyafetinin ahengi erkeklerin bakımlı görüntüsüyle bağlantılıydı. Aşağıdaki yazılar Urla’da söyleniyordu.

 

Şalvarın, fesin, kuşağın yaktı beni.

Merhaba Urlalım, zevk sahibi, kulağında fesleğenle…

19. yüzyılın ortalarında Karaburun’un yerel halkı batı tipi kıyafetleri benimsemeye başladı. Bunlar koyu renk batı kostümleriydi, özellikle bu kıyafeti doktorlar, büyük tüccarlar, İzmir – İstanbul – Avrupa gibi yerlere okumaya gidenler tercih ettiler, çoğunluk bunlara pantoloncu diyordu – pandelonides- diyordu. Yine de çoğu yerel halk kıyafetlerini korudular, hatta 1922’de olan mübadeleden sonra bile Yunanistan’a geldiklerinde bu kıyafeti giydiler.

B. KADIN KIYAFETİ

Yukarı da bahsettiğimiz gibi, Karaburun’un kadın kıyafetleri, kıyafet tipinde ortak taslak oluşturuyor. Bazı unsularda özel farklılıklar oluşturuyorlar, bu durum ayrı çalışma yerlerinden dolayı zorunlu olarak oturmasına sebep olmuştur. Alaçatı, Urla, Meli, Çeşme kıyafetleri daha detaylı olarak incelenecektir.

1) ALAÇATI GİYİMİ

Alaçatı’ın üst soysal tabakadaki kadınları 19. Yüzyıl ortalarında batı tipi kıyafeti olan uzun kıyafeti benimsedikleri görülüyor. Buna rağmen Alaçatı’lı kadınlar uzun bir süre yerel kıyafetlerini korudular. Kıyafetlerde iki önemli parça vardı, biri uzun kollu bir kazak olan porkaki diğeri ise tek renkli, uzun geniş bir etek olan misofustano idi. Günlük yaşamda kullanılan bu kıyafetler sade kumaştan üretiliyorlardı, özel günlerde ise etekler fırfırlı olup alt kısmındaki porkakileri kaliteli kumaştan oluyordu.

 

 

Resim Kadife hırka

Resim Yarım elbise

Kadınlar günlük ev işlerinde saçlarını korumak için onlara fakioli takıyorlardı ve elbiselerini korumak için ise iki cepli brostopodia takıyorlardı. Ayrıca, tarım işi yaparken skiathi’ yi takıyorlardı, bu taktıkları ise geniş kenarlı hasır bir şapkaydı ve ellere parmak kenarları örtülmemiş olan eldiven takıyorlardı, bunun sebebi ise dokunma duyusunu etkilemek istememeleriydi. Bu önlemler her nasılsa onları bir duruma yerleştirdi, bu durumda zamanın güzellik anlayışından dolayı kaynaklanan bir kadının beyaz ve bakımlı ellere sahip olması gerektiği düşüncesiydi. Havalar soğuduğunda ise başlarına boksa adlı uzun eşarbı takıyorlardı, bu eşarbın küçüğüne ise posaki deniliyordu.

Evli kadınlar saçlarını topuz yaparak topluyorken, kızlar ise saçlarını omuzlarına düşecek şekilde iki örgü olarak örüyorlardı. Ayrıca biliyoruz ki 1921’de Alaçatı’da olan çoğu genç saçlarını kısa şekilde kestirdi. Son olarak beyaz, basma veya renkli olan eşarp özellikleri vardı, bu eşarplar uçları dantelli ve örülmüş püskülleydi. Takmış oldukları örtüleri ya enselerinden geçecek şekilde boyundan asıyorlardı, buna magulikes diyorlardı, ya da başın üst kısmına takıyorlardı, buna da fakiola diyorlardı. 19. Yüzyıl ortalarından sonra kafalarını ve kadın şapkalarını sarmak için ince gazlı bezler ortaya çıktı. Genel anlamda yalın olan Alaçatı kıyafetini takılarla süslediler, bu takılar geniş kordonlu değişik takılardı. Örneğin; yüzükler, zincir bilezikler, İzmir tarzı işlenmiş bilezikler ve ağır küpelerdi.

 

 

Resim Başörtüsü

Konuyu tamamlarken bahsetmeye değer bir konusu olan, Yunan nüfusunun yurtlarından koparılmasını anlatan bir Alaçatı beytidir. Beyitte şu anlatılıyor, şehirlerinden giden Alaçatılılar sarsılmış, yağmalanmış varı yoğu olan evlerini ve yere atılan kıyafetlerini gördüler. Yukarıda yazılanlar var olan geleneksel melodilerde ve kadın giyimlerinde anlatıldı.

Kırmızı kısa fistanım –eteğim- ve kazağım, dar sokaklarda kimsesizliğe sabrettiniz.

2. URLA GİYİMİ

Hala var olan Urla kadın kıyafeti için yeterince bilgi var. Sade görüntüsü ve yalın hatlarıyla, aksesuarlarında çeşitlilik gösteriyor. İç kısma hasadenio adlı bir kolsuz gömlek, bele kadar beyaz kolsuz dantelli bir büst, iç kısma giyilen beyaz dantelli bir etek ve en son da ise misofustano adı verilen üst eteği giyiyorlardı. Hasadenio gömleğinin üstüne başka bir olan kukulithrenio giyiliyordu, bu kıyafet krem tonda biraz pütürlü ve boyun kısmında ipek iplikle işlemeliydi.

Gömleğin üstüne polkaki adında bir kıyafet giyiyorlardı, bu kıyafet gençler için bele kadar, yetişkin kadınlar için ise kalçalarına kadar uygun gelen bir ceketti. Bu polkaki vişne veya lacivert renkten olan kadifeden yapılmıştı ve önde açık olan kısmı baştan aşağı işlemeliydi, hatta kollarında bile işleme vardı. Bu işlemenin adı tokmades ti renkleri ipekten altın veya gümüştü, özellikle sahibinin zenginliğine bağlı olarak geniş bitkiler tarzında işleniyordu. Bu ceket iç kısımdaki kıyafetin gözükmesi için iliklenmiyordu.

 

 

Resim Dantelli astar

Polkaki gömleğinin devamı gibi gözüken bir etek görülüyordu, bu etek uzun ve genişti, genellikle koyu renk yün veya ipekten belden aşağı süzülen bir etekti. Bazıları stambata modelinde olan alt kısımları fırfırlı bir etekti. Ayrıca daha süslü olan kadınlar eteğin altına tsepkia adı verilen bir parça giyiyordu, bu parçada eteğin daha kabarık durmasına sebep oluyordu. Bu durum şunu açıklamayı gerektiriyor, Urla’da bu etekten önce şalvar giyiliyordu, hatta ileriki yaşlarda olan hala giymeye devam ettiler, bu şalvarı giyenlere şalvarcılar dediler. İlginç olan şu ki şalvarcılar şalvarlarının kemerlerinde fotas adlı mendili taşıyorlardı. Fotas kelimesi kutsal ışık ve ona bağlantılı olarak kutsal mezar kelimesinden geliyor, bu mendile sahip olanla kutsal yerlere gitmiş olan hacı ailelerin bireyleriydi.

Urlalılar ayaklarına yünden veya ipekten örülmüş skartses adı verilen, dizlere kadar olan ayağı iç kıyafet gibi saran bir çoraptı. Ayrıca alçak ayakkabı olan pandoflayı giyiyorlardı, bu pandoflalar ipek ponponlu deri meşindendiler. Daha sonra bağcıkları olan alçak iskarpinleri ve çizmeleri giydiler.

Zenginler kışın soğuktan korunmak için kısa kürk mantosu giydiler. Daha büyükler aynı amaçla olan luhari kumaşını kullandılar, gençler ise salpa veya esarpa adı verilen ve bir çeşit kappayı kullandılar. Boksas veya sali kumaşları biraz hafifti, gençler renkli olanları, yetişkinler ise daha koyu olanları tercih ettiler.

Özellikle bu belirli giyimin en ilginç olanları baş şapkalarıydı. Kırmızı, alçak olan fes önemli bir parçaydı. Bu fesin etrafını siyah başka bir kumaş olan kadife ile sarıyorlardı, bu kumaş incili veya kabartmalı olabiliyordu. Büyükler kulakları yanında kurdeleyi fiyonk şeklinde bağlıyorlardı. Gençler burma adında olan sac örgülerini feslerine sarmayı tercih ediyorlardı. Feslerin üzerine çoğu zaman örülmüş dantel koydular bu dantelin adı velo idi. Zamanla fes takma durumunda azalmalar olmaya başlayınca onun yerine fesudes takmaya başladılar, bu özellikle süslü olan zevkli kadınların tercihleriydi. Bedenenin ve başın diğer örtüleri posaki idi. Bu örtü ipekten, küçük, boyuna veya kafaya sarılıyordu. Afyomandila boyun veya ense içindi, osalmos düğünden önce yıkanan saçları sarmak içindi, kanari ise gençlerin yazın taktıkları ince renkli bir örtüydü. Kapelo yazın takılan geniş hasır bir şapkaydı.

Bu kadar şık bir görünümde altınlar ve takılar olmazlarsa olmazlardandı. Boyun kısmına konstantin altınıyla olan zincirler, gerdanlıklar, altın saatler ve başka takılar takıyorlardı. Kadınların kulakları küçük yaşta deliniyordu, böylelikle kulaklarına elmas ve başka değerli taşlarla olan altın küpeler takıyorlardı. Son olarak da, ellere değerli taşlı yüzükler ve değişik bilezikler takıyorlardı. Takılardan en değerlisi çift olarak takılan mapadeslerdi. Bu takılar çok sık zincirlerle birleşmiş ve iyi çalışılmış döşeme taşlı altınlardı. Bu takıların önemi ve değeri o kadar çoktu ki onlara stekumena – ayakta duran- diyorlardı. Yani önemi şu ki taşınabilir varlıklar- zinetler- olmalarıydı ve bunlar emanet olarak kullanılabiliyordular. Dikkat çekici bir durumdur ki, paralarını güvenceye almak ve Anaksagoras okulunun duvarlarını ördürmek için çoğu Urlalılar bu mapesleri 1892’de bozdurarak sattılar. Kadınların beğenilmekten hoşlanmaları değişik parçaları tamamladı ve vurguladı. Ellere sık olarak bez kumaştan yapılmış eldiven takıyorlardı, bu eldivenler siyah ve bileğe kadardı, parmak kısımları yüzük takabilmek için açık bırakılıyordu, ama daha sonra bu eldivenler tam olarak takılmaya başlandı ve yüzükleri eldivenlerin üzerine geçirdiler. Son olarak, buas’a yani boyun için olan uzunca bir kürk ve boyuna asılan bir kemik iskelet olan repidi takılıyordu.

Çok genç kızlar sade giyiniyorlardı, elbise tarzında baştan ayağı komple olan bir kıyafet giyiyorlardı. Saçlarını örgü şeklinde topluyor ve onları ipekten bir örtü ile örtüyorlardı. 19. Yüzyıl ortalarında yüksek sınıfa ait olan bazı kadınlar alafranga tarzında kıyafet giymeye başladılar. İleriki yaşta olan kadınlar için fesin yerini saç topuzu aldı, gençler için ise burmades –burma- saç tarzı geri planda kaldı. Urla kıyafeti anlatımını bir yerel beyitle tamamlayıp, kapatacağız.

Yaktı beni güzel örtün ve polkakin, delirtti beni nazların, beğenilerin ve eteğin.

3. MELİ GİYİMİ

Başlarda Meli bölgesinde kadınlar şalvar giyiyorlardı, bu şalvarların Müslümanların ki ile hiçbir benzerliği yoktu, daha çok Eolidas bölgesinde ve Midilli adasında olan şalvarlara benziyorlardı. Şalvarların varoluşları, gözüküyor ki Karaburun’un dağlık köylerine kadar dayanıyordu ve orada sadece hristiyan nüfusu olan Yunanlılar oturuyordu. Yıkıma kadar şalvarcılar vardı, sonra gelen kadınlar ise şalvar kuşağı yapmaya devam ettiler ve bunlarla evlerini süslediler. Daha sonra merkez şehir olan İzmir’in ve batı tipi kıyafetlerin etkisiyle şalvar mesofustano adında olan etek ile yer değiştirdi. Bu konuya aşağıda değineceğiz.

İç kısma bir set olan iç çamaşırlarını giyiyorlardı. Bu set kullanıma göre farklı kumaşlardan yapılıyordu. Bunların ilki büst’tü, beyaz ve pamuktandı, dantel ve işlemeler ile süslenmişti, havalar soğukken isliki –içlik- üzerine giyiliyordu. Bu içlik kalın, pamuklu ikinci bir büsttü. İç kısma ayrıca bir beyaz hasadenio veya dokunmuş dizlere kadar olan iç donu ve kamitzola veya asprokenaro veya salambraka veya pokamisayı giyiyorlardı. Bunlar kısa bir beyaz gömlektiler, isteğe göre kollu veya kolsuz olabiliyorlardı. Son olarak, eteğin içine iç elbise giyiliyordu, bu elbise beyaz, pamuklu, süzülen bir etekti. Bu eteğin bir hacmi, ayak uç kısmında büzgülü dantelleri ve keskin bir modeli vardı.

Kadınlar günlük olarak pokamisoyu –gömleği– veya bluza –bluzu– veya fusikaki yi giymeye alıştılar. Bu kıyafet dik yakalı ve isteğe göre önden veya arkadan ilikleniyordu. Daha iyi bir kıyafet olarak porkaki veya sakakiyi giyiyorlardı, bu kıyafet önden iliklenen değişik kumaşlardan olan bir kıyafetti. Ceketler eskisen iç taraftaki işlemeli kıyafetler gözüksün diye tam olarak boyuna kadar iliklenmiyordu. Ayrıca çizgileri çok dar ve vücuda oturuyordu, şiş kollu olup manşetleri yukarıya doğru daralıyordu. Çizgileri ve modeli herkes için aynı değildi. Bunu da şöyle belirttiler ‘’ dikilen her bir porkaki, herkesin kendi ölçülerine göreydi.’’

Porkakinin devamı gibi olan mesofistonu –etek- onu takip etti. Bu etek değişik durumlara göre farklı kaliteden kumaşlarla üretildi. Normalde geniş ve süzülen bir etekken bazen ya tamamen düz ya fırfırlı ya da altın fistolu oluyordu. Günlük olan etekler bazen bitki figürleriyle işlenmiş tarzda oluyorlardı. Etekler kullanıldıkları durumlarda yetişkinler için koyu renkte geçler için ise açık renkte oluyorlardı. Şöyle ki, evlilik yaşına gelmiş genç kızlar Niotritten yani Paskalya’nın Salı gününden itibaren Aziz Dimitriu ‘ya kadar beyaz ya da bembeyaz olan, ayakucu kısmı işlenmiş olan skoles adlı etekleri zorunlu olarak giyiyorlardı.

Kadınlar ev işleri yaparken brostapodia adında kalın kumaştan iki celpli önlük giyiyorlardı. İsim günü kutlamaları nedeniyle misafirlerini kutlama yapmak için eve çağırıyorlardı ve buna bağlı olarak o gün ipek, ince kumaşlı, dantelli bir önlük olan heretia yı giyiyorlardı.

 

 

19

Resim Resmî önlük

Giymiş oldukları çoraplar ince yünden, pamuktan veya ipekten oluyorlardı. Kimin maddi yönden durumu varsa özel günlerde daha ince dize kadar olan çorapları giyiyordu. Kış mevsiminde evin içinde ayaklarına yünden örülmüş patik olan terlikiaları giyiyorlardı. Ayakkabılara yönelik değişik bir algıları vardı, yani yalınayaklı bir kadın gördüklerinde bu kişi fakir demekti. Bu nedenle değişik çeşitlerde olan ayakkabılara sahip olmaya çalıştılar. Örneğin; govaki, iskarpin, çizme gibi ve bu ayakkabıları genellikle İzmir’den alıyorlardı.

Zenginler manto olarak dizlere kadar olan kürkü giyiyorlardı veya daha kısa olan kısa kürkü tercih ediyorlardı. Çoğunluk ise kalın yünden olan tzipuni –zıbın- adlı yeleği giyiyorlardı. Soğuktan korunmak için de ya boksades ya sarpes ya da belerines adlı kıyafetler giyiyorlardı. Sarpesler daha çok ince yünden örülmüş, çok delik modelli ve püskülsüzdüler. Boksadesler değişik kumaşlardan oluyordu, yaz dönemi için daha ince kumaşları da bulunuyordu. Bunlardan en pahalı olarak yapılan kıyafet dimiski idi, bu kıyafet in kumaşının adı damaskinoydu. İyi boksaslarla boksalikiaları yaptılar, bunlar ya çeyiz için ya da damadın ailesi için hediye oluyorlardı. Bu demek oluyordu ki her kız çeyizi için en az bir düzine boksadese sahip olmalıydı.

Melililer güzelliklerine çok önem verdiler, buna bağlı olarak yüzlerine ve bedenlerine doğal güzellik malzemeleri kullandılar. Sık ve dikkatlice bedenlerini temizlediler, şampuanlarla saçlarını yıkayıp özenle saç modelleri yaptılar. Kızlar saçlarını ister burmades adında iki örgü şeklinde örüyorlardı, ister daha ince ve çok örgü olan vrulides adında modelli tercih ediyorlardı. Evli kadınlar saçlarını değişik topuzlar şeklinde topladı, bu topuzlar yüksek veya alçak, usta eli değmiş gibi veya basit bir şekilde toplanıyordu. Buna rağmen başörtülerinde ki çeşitlilik çok dikkat çekiyordu.

Yeni evliler güzel kıyafetlerinin üstüne kırmızı alçak bir fes takıyorlardı, bu fes alın kısmına doğru yerleştiriliyordu. Ve fesin üstüne beyaz ya da bembeyaz olan işlemeli örtüyü koyuyorlardı. İleriki yaşlarda olan kadınlar skoliano kıyafetleri ile birlikte bir çember veya diş kısım için işlenmiş bir tülbent takıyorlardı, onların üstüne en dışa ise işlenmiş bir örtü örtüyorlardı. Küçük kızlar krepten veya pamuk kumaşlarından olan, gösterişli renkleri olan fanari yi giyiyorlardı, bayramlarda daha önce bahsettiğimiz gibi Niotrito dan Aziz Dimitriu ya kadar olan günlerde en güzel olan eteklerini giyiyorlardı ve başlarına örtü takıyorlardı. Bu örtüyü yüksekten takarak kurdele taktıkları örgülerinin gözükmelerini sağlıyorlardı.

Son olarak da, günlük işler için çember ya da fakiolia takıyorlardı, ister basmadan –basmaları şehrin basmacılarından tedarik ediyorlardı- , ister kırmızının, sarının, mavinin ve beyazın renk tonlarından takıyorlardı. Tarım işi veya çamaşır yıkama gibi ağır işler yaptıklarında magulikesleri takıyorlardı, bunlar boyundan koyuluyor arkadan bağlanıyordu.

Özel günlerde ki özenli kıyafetlerini takılarla tamamlamamaları düşünülemezdi, buna dayalı olarak bu takılar ya mücevher ya altın ya da cevahir gibi takılar oluyordu. Bunlar iyi gümüş veya altın kaplamadan olabiliyorlardı ama yine de nadiren camdan veya gümüşten takı taktılar. Takıları genellikle İzmir’den tedarik ediyorlardı nadiren ise İstanbul’dan. Buna rağmen Urla, Alaçatı, Çeşme’nin yerel dükkanlarından da aldıkları oluyordu. Ellerine çok fazla taşlı yüzük takıyorlardı ve zorunlu olarak takılan nişan yüzüğünü de tabi ki, bu yüzüğün adı arrevona idi ve durumu olmayanlar bunu taşlı olarak, zenginler ise pırlantalı olarak takıyorlardı.

Ayrıca burgulu zincir bilezikleri vardı, bu bileziklerin adı burmades ya da krikus tu. Melililer kızların kulaklarını daha bebekken deldiriyor ve onlara küpe takıyorlardı, bu küpeler çeşitli süslemeli ve modelliydi, taşlar ve paralar ile tasarlanmıştılar. En son ise boyunlarına altın bir haç ve madalyon takıyorlardı, bu madalyon petradkialı veya pandatifliydi, ayrıca papatyalı kolyeler takıyorlardı.

Gelinin getirmek zorunda olduğu altın sikkeli olan armathes takısı çok fazla tercih ediliyordu. Şöyle bir söylentiye göre çok zengin olan gelinler bu armathes takısını dizlere kadar takıyorlarmış. En yeni olan takı ise altından karın bölgesine kadar gelen uzun bir zincirdi. Onu düğüm yaparak iki veya üç katlı olarak takabiliyorlardı. Son süslemeyi altın saat, beşi bir yerde veya kapaklı madalyonla yapıyorlardı.

Parçaları tamamlamak için eldivenlerden bahsetmek gerek, bu eldivenlere heres –eller- deniliyordu. Uzunluğu bilekten dirseğe kadardı, diğer durumlarda olduğu gibi bazıları parmak kısmını parmaklarının gözükmesi için açık bırakıyordu, bazıları da kapatıyordu. Ayrıca gündelik eldivenler bağ bozumunda da zorunluydu. Anlatımımızı tamamlarken diğer parçalar çantalardı, bu çantalar örülmüş kese şeklindeydiler, çok renkli ve çoğu zaman altın, gümüş zincirlerle süslenmişlerdi. Repidi ve parasoli güneşten korunmak içindi.

4) ÇEŞME GİYİMİ

Çeşme ve çoğu Karaburun’un bölgesinde Avrupa tipi giyime daha önce geçiş yapıldı. Bu durum olasılıkla Avrupalıların Çeşme’nin ılıcalarına yerleşmelerinden ve kıyafetlerinin çabucak yayılmasından kaynaklanıyordu.

Porkaki ve mesofustano olan yerel kıyafetin modeli genel olarak Karaburun kıyafet tipini takip ediyor. Burada ki porkakinin –ceket- boyun ve kollar kısmı dantelle süslenmişti. Hatta söylenen o ki çok zengin olanların boyun kısmındaki dantel genişliği omuzları örtecek kadardı. Bayram dönemlerinde iki parçalarda kadife ve ipekten yapılıydılar. Kış mevsiminde sako adında olan bir kalın ceketi ve belerin adında olan kolsuz boyundan düğmelenen bir çeşit kappa yı tercih ettiler.

Özellikle bir gerçektir ki Çeşme’nin kadınları normalde çorap giymiyordu, sadece soğuk olduğunda ve tarım işi ile uğraştıklarında giyiyorlardı. Çorapları sadece hastaların giydiklerini iddia ediyorlardı. Ayakkabıları kumaştan, alçak, renkli iplerle işlemeliydi, alternatif olarak ise alçak iskarpin veya konçlu çizme giyiyorlardı.

Geçler kafalarına beyaz renk, yetişkinler ise vişne renk olan örtüyü takıyorlardı, bu örtüleri pamuk kumaştandı ve üzerlerine küçük altın boncuklar geçirip süslemiyorlardı. 19. Yüzyılın sonlarına doğru gençler bu örtüyü çoğu yerde takmamayı tercih ettiler. Onun yerine saçlarını örgü olarak kalçalarına kadar ördüler, bu örgülere bulazades diyorlardı.

Halkın yüksek katmanlarından olan kadınların takılar ile giyinip süslenme seçimlerinde zincir üzerinde sıralanmış sikkeler, beşi bir yerde ve az değerli altın paralar oldu. Diğer takılar ise boyuna takılan zincir üzerinde ki altın saatler, Urla’da olduğu gibi mapesler, boyun kısmındaki yakayı birleştirmek için broşlar ve değerli taşlarla olan küpelerdi.

Şehirliler –burjuvalılar- daha önce bahsettiğimiz gibi Avrupa tarzı giyimi erken benimsediler. Kolları balon tarzında şiş olan, manşetleri dar olan elbiseler giydiler, eteklerinin arka kısmında çok kıvrım vardı. Görünüşlerini şapkalar, eldivenler, altın süsler, renkli çantalar ve güneş için olan şemsiyelerle tamamladılar.

C. ÇOCUK KIYAFETİ

Karaburun’da ki çocukların giyimi üzerine çok az bilgi var. Bu da oranın büyüklerinin çoğu bilgileri saklamalarından kaynaklanıyor. Çeşme’nin kız çocukları ya gömlek ile etek ya da dizlere kadar olan elbise giyiyorlardı. Bu elbise sevimli renklerde oluyordu ve bayramlarda üzerine beyaz yaka takıyorlardı. Saçları örgü olarak toplanıyor ve tokalar takılıyordu. Meli’nıin kızlarında da aşağı yukarı aynı görünüm vardı, ama yine de Avrupa tipi kıyafetleri ve günlük olarak alacalı, çok renkli elbiseler giydiler. Ayrıca zengin ailelerin küçük kızları bazı zamanlar marnerika adında olan denizci tipi kıyafetleri de giydiler.

Erkekler daha çok baldırlarının ortasına kadar gelen pantolonlar, çok geniş olmayan bluzlar veya gömlekler giydiler. Ayrıca kısa saçlıydılar. Başlarına hasır şapka veya kep takıyorlardı. Özel günlerde onları koyu renk takım elbiseler ile giydirdiler ve Meli’de de marnerika adında olan denizci tipi kıyafetini giydirmeye alıştılar.

Güncel çalışma ilk araştırmanın sonucunu oluşturmuyor ve metnin sonunda zaten var olan kaynakçadan destek alıyor.

Yazar: Athanasia Stauropoulou, tarihçidans eğitmeni, Atina Üniversitesi mezunu

Kaynaklar:

1) Kitaplar

Ανδριώτη – Μπούρχα Κορίννα, Τσεσμές. Πολιτισμός και καθημερινή ζωή, εκδ. ΚΕ.ΜΙ.ΠΟ., Αθήνα 2010

Βαρθολομαίου Βγένα, «Λαογραφικά στοιχεία της Μικράς Ασίας που καταγράφονται στους 6 πρώτους τόμους των Μικρασιατικών Χρονικών», Μικρασιατικά Χρονικά 20 (1998), 393-451

Ζήκας Γ., Αρχαία Ερυθραία. Το μέλι και η περιοχή, Κάτω Χαλάνδρι Αττικής 1979

Ερυθραία. Ένας ευλογημένος μικρόκοσμος στην καρδιά της Ιωνίας (επιμ. Θ. Κοντάρας – Μαριάννα Κορομηλά), εκδ. Πολιτιστική Εταιρεία «Πανόραμα», Αθήνα 1997

Κλεάνθης Φ., Αλάτσατα, η χαμένη πατρίδα μου, Αθήνα 1987

Κοντάρας Θ., Μελί, όσα δε σβήνει ο χρόνος, εκδ. Προοδευτικός και Πολιτιστικός Σύλλογος «Άγιος Ιωάννης ο Θεολόγος», Νέο Μελί Μεγάρων 2009

Κουτσοδόντη Ευαγγελία, Αλάτσατα Μικράς Ασίας, η πατρίς των γονέων μου, εκδ. Πελασγός, Αθήνα 2001

Μηλιώρης Μ., Τα Βουρλά της Μικράς Ασίας, μέρος Β΄, εκδ. «Ένωσις Σμυρναίων», Αθήνα 1965

Μπαλτάς Α., Τα Καράμπουρνα της Μικρασιατικής Ερυθραίας, εκδ. Μπαλτά, Αθήνα 2010

Στου Μελιού τους καφενέδες [ηχογράφηση], (επιμ. Προοδευτικός και Πολιτιστικός Σύλλογος «Άγιος Ιωάννης ο Θεολόγος»)

Τίγκου Στρατηγούλα, Από τη Χερσόνησο της Ερυθραίας στη Ν. Ερυθραία, Αθήνα 2008

Τραγούδια και χοροί από τα Αλάτσατα και την Ερυθραία της Μικράς Ασίας [ηχογράφηση], (επιμ. Λύκειο των Ελληνίδων), Αθήνα 1991

Τραγούδια και χοροί από τη Σμύρνη και από την Ερυθραία της Μ. Ασίας [ηχογράφηση], (επιμ. Λύκειο των Ελληνίδων), Αθήνα 1994

Χατζημιχάλη Αγγελική, Η ελληνική λαϊκή φορεσιά, εκδ. Μέλισσα, Αθήνα 1978-1983

2) Websites:

Οδοιπορικό στο Μελί – Σύλλογος Αγ. Ιωάννης ο Θεολόγος, Μελί Μεγάρων
Κέντρο Έρευνας και Μελέτης της Μικρασιατικής Ερυθραίας
http://www.users.sch.gr

Advertisements