Pontus’ un tarihi

Για την Ελληνική έκδοση του κειμένου πατήστε εδώ:

 

 

Bölge

Pontus, Anadolu’ nun kuzeydoğusu yönünde en geniş alan kaplayan bölgedir. Rioni Nehri ve Batum Dağının doğusunda, Bithynia’ daki Bartın Nehri ve Sinop şehrinde (Haliç Nehri ağzında) batısında, Karadeniz’in kuzeyinde ve Olgas sıradağının güneyinde sınırlanan alandır. Pontus, 200-300 kilometreye kadar uzanır. Orada Skydisi, Paryadri ve Anti Torosların sıradağları vardır. Bu sıradağları, Pontus ve Anadolu’nun arasındaki doğal sınırdır.

Onun büyük tarihi, geleneği ve kültürü Yunanistan’ ın önemli bir kısmıdır. Adı Yunanistan’dan gelip antik dönemden beri bilinmektedir.

Pontus, mitolojinde açık denizi kişileştirmiş ve Ethera’ nın (Αιθέρα) ve Gea’ nın (Γαία) oğluymuş. DiasTanrı, bölgenin çok ulaşılmaz ve daralan olduğu için gizlice insanlara teknik bilgi vermiş olan Titan Prometheus’ i Kafkas’ a sürmüş.

Tarih öncesi devirler – Antik Çağ

Jeofizik araştırmalarına göre prehistorik döneminde Karadeniz’ in oluşumu jeolojik ve doğanın olaylarından ileri geliyor. Özellikle sağanak afetlerin (1. ve 2. tufan) ve büyük volkanik patlamaların yüzünde Tethys Denizi’ nin seviyesi yükseldi ve bazı kara alanları ortaya çıktı. Bu olayların yüzünde Kafkas’ ta Yunan öncesi kabiler vardı.

2300 MÖ öncesi ve sonrada çeşitli Yunan öncesi kabiler Pontus’ ta metallerle ticaret faaliyeti gösteriyordu. Böylece tarihsel zamanlarda Yunanlılar, Ege Denizi, Atina ve Mora’ dan Pontus’ a geçip Yunan öncesi kabiklerle karşılaştı.

Erken Antik çağlardan beri Pontus bölgesi, Yunan seyyahlarının dikkatini çekti. Yunanlılar ezelden beri denizi seviyorlardı ve Anadolu’ nun mineraller bakımından zengin olan kıyılarını keşfetmek istiyorlardı. Bu bilgilerden, Jason (Argonautlar), Orestes, Herkül ve Odysseus’un gezilerinde sözü edilir. Aksinos Pontos’ tan (= misafirperver olmayan deniz) Karadeniz’ e (= misafirperver deniz) adlandırıldı. Yunanlı gezginler 1000 M.Ö’ de Tunç döneminden Karadeniz’ i keşfetmeye başladı. Bu bilgiler mahkûm olan Prometheus’ un efsanesi (M.Ö. 3. binyıl), Deukaliona ve Pyrrha’ nın büyük sağanak yağmur efsanesi (M.Ö. 1900-1800), Phrixus ve Helle efsanesi (M.Ö. 2. binyıl) ve Argonautlar seferinde (M.Ö. 13. yüzyıl) bulunmaktadır.

Kolonizasyon

Sonrada Karadeniz’ in kıyısında ilk Yunan kolonileri ortaya çıktı. M.Ö. 800 itibaren Güzelçalmı, Sinop, Trabzon, Samsun, Odessos’ ta önemli bir ticari faaliyet oldu. Bu koloniler, Yunanlı şehirlere çeşitli ürünleri ile ikmal ederek müreffeh olunuyordu.

M.Ö. 5. yüzyılda Atina Perikles politikası çerçevesinde Pontus bölge ve özellikle de Kırım bir askeri ve ticaret üstüydü. Perikles Kırım’ı Atina’ nın donatma üsü yapmak ve Karadeniz’ in kıyılarında ticaretin geliştirilmesini istedi.

Büyük İskender dönemi

Alexandrian zamanlarda Yunanlı şehirlerin ekonomik gelişimine katılarak Pontus Yunanlı kolonileri müreffeh olunmak sürüp gidiyordu. Bu bölgeler politik alanında bağımsız ve kendi kendini yönetendi. Trabzon önemli bir koloni oldu. Onun önemli tarih, mali gücü, kendi kendine yeterliliği vardı ve düşmanlarını yenebiliyordu.

Hellenistik dönem

İskender ölümünden sonra halefleri, Büyük İmparatorluğun iktidarı için mücadele ediyorlardı. Pontus’ un, Mithridates’ in (Göksel ışık tanrısı) hanedanının yönetimi altında gelişmesi sürüp gidiyordu. Pers imparatorların Helenistik krallıkları ile iyi ilişkileri vardı. Bu ilişkiler, hem dil hem de kültürel-dinsel düzeyde aşamalı Helenleşmeyle sürdü. Yunan dilinin kullanılması ve yerel tanrılarını On İki Olimposlulardan yerine koyma, bu bölgelerde yaşayanların Yunanlı duygusu olduğunu göstermektedir.

Roma dönemi

Roma döneminde M.Ö. 63. Pompey tarafından Trabzon’un fethinden sonra Romalılar bölgenin jeopolitik önemini anlayıp Yunanlı kolonilerin kendi kendini yünetmesine olmasına izin verdi. Yerlilerin seçkin ruhu ve yetenekleri olduğu için sanat ve bilim alanları geliştirildi. Daha sonra Roma İmparatorları Pontus’ taki Yunanlı şehirlerin hızlı gelişmesinden korktuğu için hükümetler çıkararak onlara sert yönetim icra etti. Böylece, Romalar tarafından daha iyi kontrol edilmesi için Trabzon ve diğer büyük şehirler artık özerk değildi.

Aynı zamanda Hristiyanlık yayılmaktadır. Roma imparatorları dini geleneklerine sadık olduğu için yeni bir dini kabul etmekte zorlanıyorlardı. Pontus’ ta yaşayanlara, Havari Andreas ve Peter tarafından Hristiyanlık öğretiltiği için ona kabul etti. İmparator Diocletianus (M.S. 284-305), Galerius (M.S. 306-311) ve Maximinus’ un yıllarında (M.S. 305-311) imparatorların Hristiyanlığa şiddetle karşıt olduğu için Pontus’ ta yaşayan birçok Hristiyan sürülüp işkence edilip hapise atılıp hayatlarını kaybetti.

Bizans dönemi

Bizans döneminde (M.S. 330-610) Ι. Konstantin (Büyük Konstantin), Bizans İmparatorluğu’nun başkenti olan İstanbul’ da Roma tipi yönetim uygulamaya devam etti. Bu şekilde Pontus üç idari bölgesine bölündü. İdari bölgeleri şunlardır: 1) “Elenopontos” (Konstantin’ in annesinin adı, Eleni) olarak adlandırılan doğu bölgesi 2) “Polemoniakos Denizi” (bölgenin komutanı, Polemon) olarak adlandırılan Batı bölgesi ve 3) “Kolonia” olarak adlandırılan Pontus’ un bir kısmı ve Küçük Ermenistan bölgesi.

Konstantin, kültürel, sosyal ve din gelişiminin alanıyla ilgili olarak oldukça ilerici oldu. M.S. 313 Milano Fermanı ve Konstantinopolis başkentiyle Rum Ortodoks unsurunun yükseltmesi için gerekli koşulları yaratıldı.  O, daha sonra 15 piskoposluk ile bir metropol olan Trabzon Piskoposluğunu kurdu. Hristiyanlığın resmileştirilmesiyle birçok tapınak ve biri Sümela Manastırı olan manastırlar yapıldı. Sümela Manastırının rolü, Pontus Helenizminin tarihi için çok önemlidir.

Sümela Manastırı, Pontus Dağları bir mağarada Panagia ikonasının ortaya çıkarılmasından sonra Rahip Barnabas ve Sophronius tarafından M.S. 386 kuruldu. Aziz Luka’ın yaptığı ikona, bölgedeki Hristiyanlar arasındaki eksen birleştiriciydi ve ibadet önemli bir yer oluştu. Manastırın granit kayasından akan şifalı kutsal su, en büyük harikalarından biridir.

Büyük Konstantin’ e destek olan Bizans imparatorları, komşu halkların düşmanca hareketlerine önem vermeyerek bir gönenç dönemi yaşadılar. Ama Bizans İmparatorluğu yaralandı. Persler, M.S. 561/2 kadar doğu Pontus’ u işgâl ediyorlardı. Bundan sonra İmparator 1. Jüstinyen, Lazika ülkesinden Persleri uzaklaştırdı. Trabzon ve Kan bölgesi o zamana kadar işgâl edilmedi. Böylece ekonomik, kültürel ve askeri alanda Rumluğu desteklemeye devam ettiler.

Orta Bizans dönemi süresinde (M.S. 610-1081) Leon 3. İsavros’ un yönetiminin sayesinde Pontus çevresinde önemli bir gelişme vardı. Özellikle Trabzon o zaman önemli bir gücü vardı. Bu sürede İmparatorlar, düşman saldırılarından korunmak için Akıncı (Bizans İmparatorluğu sınır bekçileri) kurumu kurdu. Akıncıların, fiziksel gücü ve kahramanlığı vardı. Bölgenin sakinleri, onları takdir edip serhat türküleri yakarak başarılarını övdü. Özellikle Akıncı Vasileios Digenis Pontus çevresinde çok sevildi, çünkü kendisi düşmanlara karışa Rumluğu savundu.

Sümela Manastırı, diğe dinlerden Akıncılar tarafından yağmalanan binalar arasındaydı. bu olan geçici olsa da halkın maneviyatını sarstı. M.S. 644′ te Trabzonlu ermiş Hristoforos tarafından onarıldı.

26 Ağustos M.S. 1071 yılında Malazgirt Savaşında İmparator Romanos Selçuklu Türkler karşısında yenilgisi Bizans İmparatorluğu için büyük bir darbeydi. Bundan sonra Selçuklu Türkler Pontus ve çevresinde baskınlarına devam ettiler. Akıncıların devletten yeterli desteği olmadığı için bazıları Pontus’ u terk etti ve bazıları Rumluğu korumak üzere orada kaldı.

Durum, M.S. 1081-1453 dönemde daha farklıydı. Komnenoslar döneminde, güçlü bir Bizans İmparatorluğu ve daha da güçlü bir Pontus oluşturuldu. İmparator Aleksios Komnenos, 1204 yılında Konstantinopolis’ in fethinden sonra Franklar tarafından kendisine düşmanlara karşı koruma sağladığı için halkın desteği ile “Büyük Trabzon Devlet”ini kurdu. Komnenoslar döneminde Trabzon’ u kültürel ve manevi merkez olarak yükselterek kültür yaşamı geliştirmek için uygun koşulları yarattı. Pontus Ortaçağ karanlığından geçişte sağladığı zengin gelenekle ışıklı bir yol oluşturuyordu.

Komnenos hanedanından İmparatorlar, bir rehaf yaşayan Sümela Manastırını yenileştirip kutsal ve değerli eşyalar bağışlayıp korudular. Manastırın arazileri genişletildi.

Osmanlı fetifleri

Osmanlı döneminde Pontus, dinsel fanatizm ve göçebe akınlarını karşısında buldu. 1453 yılında Konstantinoupoli’ nin ve 1461 yılında Trabzon’ un fethiyle gerileme ve yoksullaşma geldi. İşlamlaştırılıp Türk ordusuna katılan Hristiyan çocuklardan oluşan Yeniçerileri Komnenos İmparatoların sarayına yerleşmesi ve “Panagia Chrysocephalus” (Altın Başlı Meryem) Ortodoks kilisesinin camiye dönüşü, Pontus Rumluğunu yaraladı. Pontus Rumları, hayatta kalmak için ya evlerini türülmesi ya da işlamlaşmak zorundaydı.

Sadece Sümela Manastırı yağma edilmedi. Birçok Osmanlı sultanlar Manastıra saygı gösterdi ve onun korunması için fermanlar yayınladı.

17. yüzyılın başlarında Pontus Rumları, gitmek zorunda olduları bölgelerden dönmeye başladı. Manastırın rehberliği onlara yeni bir ekonomik destek veren Pontus’ un mineral zenginliği vatana dönmelerine olanak sağladı. Sultanlar, zenginlik elde etmek üzere maden ocakların işletilmesine izin verdi.

Osmanlı egemenliği sırasında Pontus Rumları sürekli tehlike altında oldular. Hayatta kalmak üzere görünüşte Kuranı kabul ettiler. Müslüman görünerek gizlediği için gizli Hristiyan olarak adlandırıldı. Asırlardır nesilden nesile geçen inançlarını gizlediler. Böylece Hristiyanlık korundu.

Sultanlar, Hristiyanlaştırmadan korktuğu için 1857 yılında Büyük Güçler’ in ve “Panagia Theoskepasti” Manastırına Pontus gizli hristiyanların isyanının baskısı altında resmi olarak gizli hristiyanları kabul eden Hatt-ı Hümâyun imzalaması zorunda kaldılar. Gerçekte Osmanlılar bu kararnameyi kabul etmedi ve Hristiyanlığın yayılmasına engel olmaya çalıştı. Birçok Hristiyan Pontus’ tan kaçıp kendilerini kurtarmak için Rusya’ ya gittiler. Pontus Yunanlılar ekonomik alanda güçlenmeyi başardı. 1883 yılında Trabzon’ daki dört banka Atina Bankasıyla bölgenin ekonomisini kontrol ediyordu.

20. yüzyıl

1910 yılında Jöntürkler meclisi, yaşama sistemi düzelmesini istediği için Türk yetkisinin olduğu bölgelerde Hristiyanların varlığını kabul etti.

Bunun üzerine Pontus bölgelerinde gelişmenin olmasına başladı. Pontus Yunanlılar geri dönünce eğitim, ibadet, sanat, ticaret, tarım ekonomisi, el sanatları, metalurji ve gemi yapımcılığını geliştirmeyi başardı. “Pontus Cumhuriyeti” adlı özerk yönetim biçimi ve burjuvazi görünümüyle devletin örgütü değiştirildi.

1916 yılından 1923 yılına kadar durum iyi değildi, çünkü fanatik Jön Türkler tarafından ardışık düşmanca saldırılar, tapınaklar yağması, zulümler ve işkenceler vardı. Bazı Rusya’ya kaçtılar ve bazı Hristiyanlar öldürüldüler. O zamanda «Argonot» (Αργοναύτης) adlı gazete yayınına göre Sümela Manastırı kuşatıldı. Rahipler ve başka insanlar, 1916 yılında Nisan ayın ortasında Manastırı terk edip Rus garnizonlarına sığınmaya karar verdi. Yunan politikacılar ve Büyük Güçler “Pontus sorunu” adlı önemli bir sorun ile karşı karşıya kaldı. Kemalist ve Jöntürk tarafından Pontus Rumluğu yok edildi.

Bu yüzden Pontus Rum soykırımı oldu. Özellikle erkekler iş taburlarına gönderildi, kadınlar ve çocuklar öldürüldüler, tapınaklar yağmalandı, çocuklar öksüz kaldı ve mülkler yok edildi. Pontus Rumluğu yaklaşık %50′ si bu dönemde kayboldu.

1922 yılında Sümela Manastırı yağmalandı, yandı ve çalındı, ama Meyrem ana ikonası kurtarıldı. 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması’ na göre Yunan sınırları küçüldü ve nüfusun göç edilmesi gerçekleştirildi. Anadolu ve Pontus Rumları Yunanistan’ a gitmesi zorunda kaldı. Onlar kuzey Yunanistan’da yerleştirilip -ülkenin devletinin tarafından değil- ama daimi sakinlerin tarafından yardım edildi ve yeni hayat tempolarına çabuk olarak ayak uydurmaya başardı. Pontus Rumluğu sayesinde Yunanistan kültür, tarım ve genel olarak ekonomi alanında önemli bir gelişme yaşadı.

Yazar: Aleksia Koukoula, filologAtina Üniversitesi mezunu

Advertisements