Anadolu’da Aiolis ve İonya’nın tarihçesi

Για την Ελληνική έκδοση του κειμένου πατήστε εδώ

 

Erken Antik Dönem – Tarih Öncesi Yıllar

Yunan mitolojisine göre Deukalyon’un karısı Pyrrha’dan olan oğullarından biri Hellen idi. Hellen’in oğulları Dorus, Aiolos, Ksutos; Yunan boyları olan Dorların, Aiollerin, Akaların ve İonların atalarıydılar. Ksutos Akaların atası olan Akeos’un ve İonların atası olan İon’un babasıydı.

Girit adasının kralı Minos’un güçlü bir filosunun olduğu bilinmekteydi. Ege adaları ve Anadolu kıyılarıyla ticari ilişkileri Milet’te ve onun güneyinde bulunmuş minoyen çömlek gibi arkeolojik bulgular sayesinde tespit edilmiştir. Aynı zamanda minoyen seramik Klazomenai, Ephesus (bugünkü Efes), Sardes (bugünkü Sart kasabası yakınları), Halikarnassos (bugünkü Bodrum) yarımadası ve Karya bölgesinde bulunmuştur.

Aioller başlangıçta Tesalya ve Boiotia bölgelerinde yerleşmişken İonlar Eğriboz adası, Atika ve Peloponez’in kuzeyinde bulunuyorlardı. Ancak, yerlerinin darlığı, tarıma ve hayvancılığa dayalı ekonomi ve Dor göcünün doğurduğu sıkıntılar büyük Yunan gruplarını Doğu’ya, yani Anadolu’nun batı kıyılarına doğru göç ettirdi. Birinci Yunan kolonizasyonu olarak bilinen sömürgeleştirme M.Ö. 11. yüzyılın ortalarından 9. yüzyılın sonuna kadar muhtelif boyların göç dalgalarına göre tedricen gerçekleştirildi. Aioller ilk olarak şair Sapfo’nun memleketi olan Lezbos (Midilli) dışında Tenedos (Bozcaada) ve Ekatonisi (Yund veya Cunda Adaları)’na yerleştiler. Lezbos adasında Midilli, Mitimna, Eresos, Pyrrha, Arisvi ve Antisa kentlerini kurdular. Sonra da karşılarında bulunan Anadolu’nun kuzey batı kıyılarında yeni koloniler kurdular. Tarihçi Herodot’a göre başta gelen kentleri Aigai, Aigiroissa, Gryneia, Killa, Kyme, Aiolis, Myrina, Neonteikhos, Pitane, Temnos, Smyrna (Homer’in memleketi olduğu varsayılan ve sonradan İonlar tarafından işgal edilmiş İzmir) idi. Truva bölgesinde Aioller’in kurduğu kentler Gargara, Assos, Antandros, Kevri, Skipsis, Neandreia ve Piteia’ydı. Hellespontos (Çanakkale) Boğazı’nın güneyinden İzmir bölgesinde bulunan Hermos (Gediz) nehrine kadar uzanan sahil bölgesine Aiolis adı verilmiştir. Smyrna kenti Naulokhon limanıyla Arkaik dönemde parlak bir dönem yaşadı. Bu dönemde kesilen kehribar sikke kentin sembolü olarak aslan başı taşımaktaydı.

İonlar, Siklad adaları, Sakız, Sisam ve İkarya adaları dışında Orta Batı Anadolu’nun kıyılarını sömürgeleştirdi. Tarihçi Herodot’a göre en önemli kentleri, Anaksimenis, Anaksimandros ve matematikçi Thales’in memleketi olan Milet, Myus, antik çağın yedi bilgesinden Vias’ın memleketi olan Priene, filozof Heraklit’in memleketi olan Ephesus, filozof Ksenofanis, ressam Apelis ve tarihçi Kleitarkhos’un memleketi olan Kolofon, filozof Anakreon’un memleketi olan Klazomenai, Lebedos, şair Anaksagoras’ın memleketi olan Teos, Erythrai ve Notion idi.

Bölge

Hermos nehrinden güneyde Halikarnassos’a kadar uzanıp sömürgeleştirilmiş sahil bölgesine İonya adı verilmiştir. İyonya, batıda Ege Denizi, doğuda Lidya bölgesiyle çevrelenmiştir. Senede bir Mykale (Dilek) dağında düzenlenen Panionya adlı büyük dinî şenliğin yeri Poseidon tapınağı İon birliğinin merkeziydi. Dionysus tanrısına adanmış Ephesia adlı şenliklere de sömürgelerde yaşayanlar İonya’nın dört bir yanından gelip katılırdı. İon kentleri Anadolu’nun diğer kentlerinden daha fazla geliştirildiklerinden dolayı zamanla Batı Anadolu’nun tümüne İonya adı verilmiştir. Kolonilerin ekonomisi başlangıçta tarıma ve hayvancılığa dayanmakta olup coğrafi konumlarının kolaylaştırdığı ticarî faaliyetlerle kentlerin çoğu önemli ticaret ve uygarlık merkezlerine dönüşmüştür. Hiç kuşkusuz kültürel gelişime katkıda bulunan etkenlerden biri Doğu Akdeniz kavimleriyle bu kentlerin ilişkileriydi. Kolonilerde vatandaşları besleyecek mahsullerin yetiştirilmesi ile uğraşılarak kendi kendine yeten; kendi vatandaşların katkısıyla yönetimini sağlayarak kendi kendini idare eden; komşu kentler ve kavimlerden bağımsız kalan birer şehir devleti oluşturulmaya çalışılmıştır.

Helen Kolonizasyonu

M.Ö. 8. yüzyılın ortalarından 6. yüzyılın sonuna kadar İkinci Yunan kolonizasyonu ortaya çıkmıştır. Bu büyük sömürgeleştirme sonucunda Yunanlılar Akdeniz’in geneline ve Karadeniz’e kadar yayılmıştır. Hareketin başladığı her kente ana-şehir anlamına gelen metropol adı verilmişti. Fokaia (Foça), Kyme, Ephesus gibi birçok İon ve Aiol kentleri yeni koloni kurmaya yönelik akıma katılmıştır. Metropole dönüşen Milet’in Karadeniz’de çok sayıda kolonisi olduğundan Karadeniz, Miletlilerin denizi olarak adlandırılmıştır. Zamanla Çanakkale Boğazı ve Karadeniz kıyılarında Milet’in kurduğu koloni sayısı seksen olmuştur.

Aiol ve İon lehçelerinin özellikleri üzerinde biraz durulması gerekmektedir. Eol lehçesinde çoğu kez ‘o’ sesi ‘y’ sesine dönmektedir, örneğin, ἄλλυ (yunanca, başka), ἀπύ (- den hali), ὄνυμα (isim). Normalde antik yunanca fiilin sonu –ω veya –μι olmaktadır. Eol lehçesinde ise fiilin sonuna çoğu kez –μι eki gelmektedir. Ayrıca m, n, l ve r gibi yumuşak ünsüzlerinden önce gelen ‘a’ sesi çoğu kez ‘o’ sesine dönmektedir, örneğin, στροτός (asker), ἔνοτος (dokuzuncu). İon lehçesine gelince uzun ‘a’ sesi ‘η’ sesine dönmektedir, örneğin, φήμη (rivayet, şöhret), πηγή (kaynak), μήτηρ (anne). Ayrıca –μι sonu olan fiilin İon lehçesinde mastarı –ναι ile oluşmaktadır, örneğin, τίθημι – τιθέναι, – ti hecesi ise –si hecesine dönmektedir.

Pers Savaşları

M.Ö. 6. yüzyılda Aiolis ve İonya bağımsızlığını kaybeder. Milet’in haricinde ilk olarak Lidya Krallığı, sonra da Persler tarafından istila edilir. M.Ö. 440’ta Ephesus’ta Antik Çağ’ın yedi harikası arasında gösterilen Artemis tapınağı tamamlanır. İnşası Lidya Kralı Kroisos’un döneminde başlamasından 120 yıl sonra biter. İon düzenli tapınak, 107 veya 127 sütundan oluşturulan iki sıra sütunla çevrilir; boyutları ise 105 x 60 metredir. M.Ö. 365’te İrostratos tarafından yangınla imha edilmesinin ardından tekrar inşasına başlanır. Ayrıca, Karya satrapı Mausolos’un Milet’in güneyinde bulunan Halikarnassos’ta yaptırdığı mozole de Antik Çağ’ın yedi harikasından biri sayılmıştır. Görkemli eser Mausolos ve karısı Artemisia’nın mezarı olarak inşa edilmiştir. M.Ö. 499’da bu bölgelerde dayanılmaz Pers hakimiyetinden gelen toplu hoşnutsuzluk açıkça isyana dönüşmüştür. İsyanı teşvik eden Milet’in tiranı Anaksagoras Yunanistan’ın şehir devletlerinden de yardım istemiştir. Yardım etmeyi kabul eden Atina ve Eretria şehirleri isyancılara toplam 25 kadırga yollamıştır. Başlangıçta isyancılar Persler tarafından atanmış tiranları kovup Sardes’i ateşe vermeye başarmıştır. Ancak bunun ardından ağır bir yenilgiye uğramışlardır. Üç yıl boyunca Persler Karya bölgesindeki isyanı bastırırken M.Ö. 494’te Pers kuvvetleri yeniden İonlar’ı Ladi deniz savaşında yenmiş ve Milet’i yok etmiştir. İon kentleri Pers hakimiyetinden ancak Yunan – Pers savaşlarından sonra kurtularak M.Ö. 5. yüzyılın ortalarında Atina liderliği altında bulunan Delos Birliği’ne katılmıştır. Peloponez Savaşı’nın (M. Ö. 431- 404) son safhasında savaş İonya surlarına taşınmıştır. M. Ö. 407’de Atina filosu Sisam adasındaki Notion burnunda yenilmişse de sonraki yıl Arginouses’te İsparta filosunu yenmiştir. M. Ö. 405’te Çanakkale Boğazı’nda bulunan Aigos Potamoi’de Atina filosu tamamen yok edilmiştir. M. Ö. 386’da Antalkidas Barış Antlaşması’yla İon kentleri Pers hakimiyeti altına geçmiştir.

Büyük İskender Dönemi

M. Ö. 334 ilkbaharında Büyük İskender Çanakkale Boğazı’ndan Anadolu’ya geçerek Pers İmparatorluğu’nu karşı sefere çıkmıştır. Makedonya Kralı’yla yüzleşecek olan Pers ordusuyla Yunan ücretli asker satrapların talimatıyla Granikos (Biga) çayının kıyılarında savaş düzenine sokulmuş. M.Ö. 334 Mayıs ayında gerçekleşmiş muharebe, Pers kuvvetlerinin tamamen yenilgisiyle sona ermiştir. Bu zafer İskender’i Aiolis ve İonya’nın egemeni kılmıştır. İskender’i kurtarıcı olarak kabul eden Yunan kentleri Perslerin kabul ettirdiği oligarşik rejimleri lağvederek özerkliğini ilan etmiştir. İskender’in ölümünü takiben M.Ö. 301’de Aiol ve İon kentleri geçici olarak Lysimakhos krallığının parçası olmuştur. M.Ö. 281’de Lysimakhos’un ölümüyle Aiolis, Pergamos (bugünkü Bergama) Krallığı tarafından istila edilmiştir, İon kentleri ise Selefkos Krallığının parçası olmuştur. Buna rağmen bazı kentler bir süre için bağımsızlığını korumuştur. Roma istilasının ardından M. Ö. 129 yılında Batı Anadolu’nun tümü Roma’nın Asya adlı eyaleti olmuştur.

Roma Dönemi

Roma döneminde Anadolu’nun batı kıyılarına yönelen korsan akınları ve yabancı halkların saldırıları sona ermiştir. M. S. ilk iki yüzyıl boyunca Roma devletinde hakim olan barış, imparatorluğun hemen hemen tümüne ekonomik kalkınmayı sağlamıştır. Roma imparatorlarının ilgisi sayesinde Smyrna kenti özel ayrıcalıklardan istifade etmiştir. Üç kez zangoç unvanıyla şereflendirilmiştir. M. Ö. 178 depremi yüzünden yıkılan Smyrna, öncesine göre daha parlak bir biçimde tekrar inşa edilmiştir.

Aiolis ve İonya sakinlerinin hristiyanlaşması, havari Pavlus’un misyonuyla gerçekleştirilmişti. İkinci seyahati esnasında Pavlus, Truva’dan geçip Yunanistan’a gelir. Korinthos’tan geri dönerek kısa bir süre Ephesus’ta bulunur. Üçüncü seyahatinde de Ephesus’tan geçer. Hristiyanlaşma sayesinde Yunan metropolü Ephesus, Asya’nın en önemli piskoposluk merkeziyken Smyrna ikinci en önemli piskoposluk haline gelmiştir. Ephesus’ta Pavlus’un çalışmaları İncil yazarlarından olan Yuhanna tarafından devam ettirilmiştir. Ephesus ve İonya’nın ilk piskoposunun ise Pavlus’un talebesi Timotheos olduğu bilinmektedir. 2. yüzyılda Ephesus’taki kilise kurumu kusursuz düzeniyle ve yoğun çalışmalarıyla artık çok sayıda insanı çekmeye başlamıştır. Efes en azından 11. yüzyıla kadar Asya’nın piskoposlukları arasında ilk sırada kalmıştır. 3. yüzyılda yedi çocuk olarak anılan Maksimilyanos, İamvlikhos, Martinyanos, Dionysios, Antoninos, Konstantinos ve Eksakustodyanos hristiyan şehidi olmuştur. Aziz Memnon, Aziz Solomon ve Aziz Markos Evgenikos (15. yüzyıl) Ephesus doğumludur. Hristiyan mezhebi olan Nasturiler ile mücadeleye yönelik üçüncü konsilin Ephesus’ta gerçekleştirilmesi de kentin önemini gösterir. Yukarıda söylendiği gibi havariler zamanından beri Smyrna, İonya’nın ikinci hristiyanlık merkezi haline gelmiştir. Vahiy kitabında Smyrna’daki kilise kurumu Ephesus’takinden hemen sonra anılmaktadır. 165’te Smyrna piskoposu Aziz Polikarp şehit olmuş. Yine bu kentte 107’de Aziz İgnatyos Tralyan Halkı, Manisa Halkı, Efes Halkı ve Roma Halkına mektuplarını yazmıştır. Yine Smyrna’da 1. yüzyılda Aziz Vukolos sükûnet içinde vefat etmiştir.

Bizans Dönemi

M. S. 313’te İmparatorlar I. Konstantin ve Likinyus’un anlaşma sağladıkları Milano Fermanıyla hristiyanlara karşı yapılan zulme tamamıyla son verilmiştir. Konstantin’in ve onu takip eden imparatorların tutumu hristiyanlığın Anadolu’ya ve Bizans İmparatorluğu’nun geneline yayılmasını kolaylaştırılmıştır.

5. yüzyılda Bizans devletinin birçok eyaletinde olduğu gibi Aiolis ve İonya bölgeleri barbar kavimlerin yağmalamalarından kaynaklanan sorunlarla karşı karşıya geldiler. Got, Hun ve Slav kavimleri yağmalama veya yerleşme amacıyla akınlar düzenlediler. Buna rağmen bu dönemde Smyrna önemli bir ticaret merkezi olma niteliğini korumuştur.

8. yüzyılda Bizans imparatorları, imparatorluğu thema denilen idari bölümlere ayırdılar. İonya, Doğu anlamına gelen Anatolikon ismindeki thema’nın parçasıyken Aiolis’in bir kısmı Anatolikon’a, öbürü ise Opsikyon thema’sına bağlanmıştır. 823’te Girit adasını fethettikten sonra Araplar adayı karargâh olarak kullanarak Anadolu kıyılarına ve Ege adalarına akınlar düzenlediler. 140 senelik bir süre için Araplar Ege’deki hristiyanlara korku saldılar. 961’de Bizans Girit’i geri aldıktan sonra Ege adaları ve Anadolu kıyıları tamamıyla Arap akınlarından kurtuldular.

İonya’daki en önemli Bizans eseri Ephesus’taki İncil yazarlarından Yuhanna’ya adanmış bazilikaydı. İlk başta havarinin mezarı üzerinde şehitlik tarzında bir mabet inşa edilmiştir. 6. yüzyılda yıkılan mabetin yerinde imparator I. Justinianos’un yaptırdığı görkemli mabet 12. yüzyıla kadar korunmuştur. Bazilikanın toplam uzunluğu 130 metreydi. Bazilikayı teşkil eden üç kısımdan birincisi 34 x 47 metre boyutlarında kubbeli bir anıtsal avlu; ikincisi, mabetin beş kapısını barındıran giriş bölümü (nartheks); üçüncüsü de altı büyük kubbeden oluşturulan merkezî neftti. Bu altı kubbenin en büyüğü kilisenin tam merkezinde bulunup havari Yuhanna’nın mezarının üstünü örtmekteydi. Günümüzde mabetde parçalı restorasyon çalışmaları yürütülmektedir.

Türklerin İşgalleri

8. yüzyılda Bizans Selçuklularla karşı karşıya kalır. Oğuz isimli göçebe aşiretin kolu olan Selçuklular Müslüman olup isimleri liderlerinden gelmektedir. 1071’de Malazgirt Savaşı’nda Bizanslıların uğradığı yenilgiden sonra Selçuklular Anadolu’nun batı kıyılarına kadar ilerlediler. Aiolis ve İonya gibi Smyrna 1084’te Selçukluların eline geçti. Aleksios Komninos (1081-1118) İzmir’in Selçuk emirini yenerek Anadolu’nun batı kısmını geri aldı ve Selçuklular İç Anadolu’ya doğru çekildi.

1204’te Haçlıların İstanbul’u fethinden sonra Aiolis ve İonya, Theodoros Laskaris (1204-1222) tarafından kurulan İznik Devleti’nin parçası olur. Laskaris’in yetenekli damadı ve halefi III. İoannis Dukas Vatacis, İznik Devleti’ni genişleterek halefi Mikhail Palaiologos’un önderliğinde 1261’de Haçlıların elinden İstanbul’un geri alınmasına zemin hazırlamıştır.

Bu dönemin Konya’daki Selçuklu emiri, Ertuğrul önderliğinde yaşayan aşireti paralı asker olarak istihdam ederek kendilerine Bursa yakınlarında bir yöreyi yaylak olarak verir. Ertuğrul Gazi’nin oğlu Osman Bey (1258-1326) etraftaki bölgeyi istila ettikten sonra 1299’da kurduğu devletin sultanı ilan edilir. Bursa’yı fetheden halefleri devleti tedricen genişletmiştir. Yeni kurulan devlet, kurucusunun adını alıp Osmanlı devleti olarak adlandırılmıştır. Osmanlılar gittikçe Anadolu’nun tümü ile İzmir’i 1424’te fethederek, Bizans İmparatorluğu’nun Avrupa kesimine geçip (1354) Peloponez’e kadar ilerlediler. 1453’te Osmanlıların İstanbul’u fethi Bizans’ın sonu oldu.

11. yüzyıldan itibaren 15. yüzyıla kadar süregelen akınlardan dolayı Anadolu’nun batı kıyılarındaki nüfusu azalmasına rağmen Rum unsuru varlığını korumuştur. Anadolu’nun Yunanlılığını tehdit eden islamlaştırmaya karşılık, 17. ve 18. yüzyıllar boyunca Yunanistan’ın anakarası ve adalarından İonya kıyılarına doğru yoğun göç hareketi oldu. 18. yüzyıldan itibaren İonya kıyısındaki kentlerin gelişmesi göze çarpmaya başlar. İyonya kıyılarının kuzey ucunda bulunan Edremit’ten güneye doğru Efes’e giden 200 kilometrelik yolun iki tarafında Kydonyes (Ayvalık), Bergama, Foça, Menemen, Manisa, İzmir, Filadelfiya gibi kentler Yunanlılığın yaşandığı bir coğrafyayı oluşturur. 19. yüzyılın sonlarında Anadolu’daki Rum nüfusunun 2.000.000’a kadar yükseldiği tahmin edilmektedir.

Osmanlı döneminde (1424-1919) vuku bulan deprem, yangın ya salgın hastalıkların doğurduğu sıkıntılara rağmen her bir felaketten sonra İzmir’in yeniden yapılanması başarılır. Gittikçe varlığını güçlendiren Rum nüfusu 18. yüzyılın sonlarında 26.000’e çıkar. Dolayısıyla Türkler İzmir’e ‘gâvur İzmir’ lakabını takmıştır. İzmir 1866’da demiryolu ile Aydın’a bağlanır, daha sonra da Kasaba’ya bağlanır. 1885’te yine demiryoluyla Bağdat’a bağlanır. İzmir-Aydın hattının inşasına paralel olarak 1870’e kadar yeni rıhtım inşa edilir. O dönemde Fransızca quais sözcüğüyle anılan modern rıhtım, zarif konakların süslediği İzmir’in ünlü ve tarihî kordonudur. Şehrin güney batı tarafında bulunan büyük Türk çarşısının olduğu yerden başlayan rıhtım Punta (bugünkü Alsancak) ve Aydın (bugünkü Basmane) garına kadar uzanır. İzmir limanı İstanbul limanından sonra en önemli Osmanlı limanı olmuştur. Venedikliler, Hollandalılar, İngilizler, Fransızlar gibi Avrupa halkları İzmir’de ticaret evleri kurarak pamuk, ipek, ipler, kuru üzüm, şarap gibi mal ihraç ederlerdi. İzmir’in işgali öncesinde şehirde 165.000 Rum, 80.000 Türk, 55.000 Musevi, 40.000 Ermeni, 6.000 Levanten, 30.000 muhtelif millet mensubu olmak üzere 370.000 kişi yaşıyordu.

Gelişmiş bir başka Rum kenti Ayvali veya Kydonyes idi. Ressam Fotis Kontoğlu’nun memleketinde önemli bir Rum cemaatinin yanı sıra matbaa ve akademi vardı. Akademinin muallimleri arasında Teofil Kayris, Venyamin Lesvyos, Grigoryos Sarafis yer almıştır. Kentin ekonomik gelişimine Sultan’ın 1773 yılındaki fermanıyla verilen özerklik ve bazı vergi muafiyetleri katkıda bulunmuştur.

İonya Rumları yalnız kendi cemaatlar aracılığıyla değil, kendi meslekî esnaf birlikleri halinde de örgütlenmiştir. Bu kurumların dışında 1723’te kurulan İzmir Rum Hastanesi, 1808’den itibaren İzmir Evangeliki Okulu, 20. yüzyılın başlarından itibaren Filolojik Lise gibi birçok okul, matbaa ve ticaret evi hizmete açılmıştır.

20. Yüzyıl

15 Mayıs 1919 sabahı yerel halkın çılgın heyecanıyla karşılanan 1. Yunan Kolordusunun bölükleri İzmir rıhtımına çıkar. Anadolu Rumları, mallarına sürekli uygulanan zapt ve müsadereler, zulüm ve amele taburlarından dolayı çile çekmişlerdi. Birinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi Küçük Asya Yunan Seferi sonrasında oluşturulan amele taburları, azınlıkların doğrudan doğruya imhasını değil, ölüme yönelik tedrici bedensel ve ruhsal çöküşünü amaçlamıştır. İzmir’e çıkışının ardından Yunan birlikleri silahlı Türk unsurlarıyla çatışmaya girer. Bundan 1920’de imzalanan Sevr Antlaşmasına kadar geçen 14 aylık dönemde Yunan kuvvetlerinin başarıları önemliydi. Yunan ordusu, Aydın, Kemalpaşa, Bergama, Menemen, Erdek, Bandırma, Bursa kentlerini işgal ettiği gibi çetelerin Rum köyleri ve kentlerine tecavüzlerini karşılamayı başarır.

10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması gereğince İzmir ile Ayvalık, Efes, Karaburun yarımadasıyla çevrelenen bölge beş yıllık bir süre için Yunanistan’a bırakılır. Bu beş yıllık sürenin sonunda mahallî bir meclisin genel çoğunlukla Cemiyet-i Akvam’dan İzmir ve çevresinin Yunanistan’a kesin olarak katılmasına yönelik talepte bulunabilirdi. Ancak, kuruluşundan beri Yunan devletinin en büyük diplomatik zaferi olan Sevr antlaşmasının esasını reddeden Mustafa Kemal’in milliyetçileri ihmal edilmişti.

Türkler’in Eskişehir, Kütahya ve Afyon’da uğradıkları yenilgiden sonra Yunan kuvvetleri 8 Ağustos 1921’de Sakarya nehrinden geçip Ankara önlerine dek ilerledi. Bunu takiben 1921 Ağustos’unda yapılan Sakarya savaşı Yunan ordusunun geri çekilmesine sebep oldu. Ağustos’un 28’inde başlatılan yoğun Türk karşı saldırısından iki gün sonra Yunan ordusu İzmit – Eskişehir – Seyitgazi – Kütahya – Afyon – Menderes nehrinin çizdiği hat üzerindeki karargâhlarına geri dönmek zorunda kaldı. Yunan ordusunun geri çekilmesiyle cephenin bozulmasına yol açan Mustafa Kemal’in son taarruzu 1922 Ağustos’unda gerçekleştirildi.

Bundan sonra Anadolu’daki köyleri ve kentleri terk eden binlerce hristiyan ‘herkes İzmir’de güvende olsun’ diyerek oraya toplu halde kaçar. Ağustos’un 27’sinde Türk kuvvetlerinin düzensiz birlikleri olan kötü ünlü çetelerin İzmir’e girmesinden bir sonraki gün Nureddin Paşa önderliğinde düzenli birlikler şehre geldi. Benzeri görülmemiş mezalim, acımasızca katletme, ırza tecavüzler, yağmalamalar ve sonuçta İzmir’in Türk ordusu tarafından yakılması olayları meydana geldi. Mağdurlar arasında İzmir piskoposu Krisostomos ve Ayvalık piskoposu Grigoryos bulunmaktaydı. 1992’de İzmir piskoposu Krisostomos ve Ayvalık piskoposu Grigoryos’un yanı sıra Konya piskoposu Prokopyos, Cunda adası piskoposu Amvrosyos ve Bafra piskoposu Eftimyos’un aziz ve vatan şehitleri olarak ilan edilmesinden sonra Eylül’ün her 11’inde kendileri anılmaktadır.

1922 Ekim ayında imzalanan Mudanya Mütarekesi silahlı çatışmaları durdurup 30 Ocak 1923’te imzalanan Lozan Antlaşmasının arka planını oluşturmuştur. Bu antlaşma, 500.000 Yunanistan müslümanı karşılığında 1,5 milyon Anadolu Rumunun göçünü oldu bittiye getirerek kesinleştirmiştir. Dünya tarihinde tek olan bu karşılıklı tehcir antlaşmasında göç ettirilecek halkın dinî kimliği esas alınmıştır. Bu son olay ise Anadolu Yunanlığının sonu olmuştur.

 

Yazar : Christos Nikolopoulos, TeologTarihçi (Bizantinolog)

Yunanca’dan çeviren : Yanis Bonos

 

Kaynaklar:

Stark, Freya. Ιωνία : Μια ιστορική έρευνα: Από τη μυθολογία έως σήμερα / Freya Stark · μετάφραση Ελ. Καλκάνη. – Αθήνα : Δαμιανός,

Στράβων. Άπαντα 14 : Γεωγραφικών ΙΔ: Από την Ιωνία στην Κιλικία / Στράβων · επιμέλεια Φιλολογική Ομάδα Κάκτου · μετάφραση Πάνος Θεοδωρίδης. – Αθήνα : Κάκτος, 1994.

Συλλογικό έργο. Ιωνία : Οι Έλληνες στη Μικρασία / Συλλογικό έργο, Ήρκος Αποστολίδης, Στάντης Αποστολίδης, Ισμήνη Καπάνταη · φωτογράφιση Ντόρα Μηναΐδη, Μαρία Φακίδη. – Αθήνα : Αδάμ – Πέργαμος, 1997.

Μεχτίδης, Πέτρος Σ. Ιωνία : Η ιστορία, ο πολιτισμός και τα μνημεία / Πέτρος Στ. Μεχτίδης. – Θεσσαλονίκη : Βάνιας, 2005.

Η φωτοδότρα Μικρασία : Ιωνία, Καππαδοκία – 1η έκδ. – Θεσσαλονίκη : Τζιαμπίρης – Πυραμίδα, 2006.
Μπουμπουγιατζή, Ευαγγελία Δ. Ο ελληνισμός της Ιωνίας : 20ός αιώνας / Ευαγγελία Μπουμπουγιατζή. – 1η έκδ. – Θεσσαλονίκη : Κυριακίδη Αφοί, 2011.

Κασιμάτη, Κούλα. Σμύρνη, Τα μείζονα Κύθηρα : Οι Κυθήριοι στην Ιωνία (18ος-20ός αιώνας) / Κούλα Κασιμάτη. – Αθήνα : Gutenberg – Γιώργος & Κώστας Δαρδανός, Εταιρεία Κυθηραϊκών Μελετών, 2014.

Κοντογιάννης Παντελής, Γεωγραφία της Μικράς Ασίας, φυσική σύστασις της χώρας, γεωγραφία, φυσικός πλούτος – Σύλλογος προς διάδοσιν ωφέλιμων βιβλίων

Advertisements