Aiolis Bölgesi’nde Yunan Giyimi

Για την Ελληνική έκδοση του κειμένου πατήστε εδώ

 

Bir teknolojik gelişme ve bilimsel ilerleme çağında, her halkın, hatıranın yeniden canlanması ve muhafaza edilmesi amacıyla, kendine has tarihî ve kültürel unsurları, özellikle sosyal ve kültürel karakteristikleri bilmesi önemli bir noktadır. Tabi ki güncel tarihî unsurların araştırılmasına ihtiyaç olduğu kadar folklör geleneğinin araştırılmasına da ihtiyaç vardır, öyle ki halkın kendi geçmişiyle arasında pürüzsüz bir ilişki ve kuvvetli bir bağlantı kurulabilsin. Bizi bu metinde meşgul edecek Modern ve geleneksel Yunan giyim tarzının incelenmesi, bize çok değerli bilgiler verebilir. Sadece belli bir zaman dilimi ve bölgenin modasının tarihi ile ilgili değil fakat aynı zamanda var olan bir sosyal kesimle ilgili, orada ikamet edenlerin uğraşılarının, ekonomik ve ticari temaslarının, ilişkilerinin yanı sıra sosyal ve ahlakî tutumları hakkında bizleri aydınlatabilir.

Daha spesifik olursak bizi ilgilendirecek konu Aiolis coğrafi ve tarihi bölgesinin geleneksel kıyafetleri. Bugün bu konunun bize sunduklarının daha bir ilginç olmasını sağlayan unsur da şu ki, bölgenin bir kısmı Yunan topraklarında bulunurken bir kısmı Türkiye topraklarında bulunuyor. Bu nedenle de Aiolis bölgesinin Küçük Asya tarafındaki bölümünün kıyafet özellikleri dışında, kültürel ya da folklorik olarak hiçbir fark göstermeyen Midilli’deki(Lesvos) bölümün örneğini de inceleyeceğiz. Özel olarak Ayvalık’a (Kidonia), Bergama’ya, Ayvalık Adaları’na ait giysilerin yanında Midilli’nin değişik yerel giysi örneklerini de inceleyeceğiz. Aynı zamanda belirtmekte yarar var ki erkek giysileri hemen hemen aynı ya da benzer biçimlerde olduğundan topluca incelenirken, kadın giysileri çok çeşitlilik gösterdiğinden ayrı başlıklarda ele alınacak.

A) Aiolis’te erkek giyimi

Aiolis’in erkek nüfusunda yaygın olan giyim tarzı şalvardı. Tıpkı Ege Bölgesinde, Küçük Asya’nın ve Marmara Denizi’nin sahil bölgelerinde olduğu gibi. Bahsi geçen şalvar kısa ve sarkık olup koyu renkli kumaştan yapılırdı. Kumaşın kalitesi duruma göre değişiklik gösterirdi. Örneğin Ayvalık’ta bayramlarda giydikleri şalvarları daha resmî ve pahalı olan keçe kumaşından yaparlardı. Aynı bölgede şalvar için özel bir adlandırma kullanılıyordu, ‘Purputia’. Ayrıca Midilli’de birçok pileden oluşan ve çok açılan bir şalvar giyiyorlardı, bu şalvar kolay hareket etmeye ve tarım işlerinde çalışmaya yardımcı oluyordu. Bu şalvarın içinden de beyaz kumaştan yapılmış bir başka şalvar daha giyerlerdi, böylece daha iyi bir görüntü oluşuyordu. Şalvar sıkılır, ‘Vrakazona’ adı verilen ince örme bir kemerle ortadan kapatılırdı.

Vücudun üst bölümünde gömlek giyiyorlardı, bu gömlek Midilli’de yakasızdı ve boğaza kadar düğmeleri vardı. Ayvalık’ta gündelik hayatta klasik gömleğin yerine ‘kanavetça’ giyiyorlardı, kordonla çapraz bağlanan bir çeşit bluz. Bayram günlerinde yine çapraz bağlanan ve şalvar gibi keçe kumaşından yapılmış olan bir yelek giyerlerdi. Eğik tokayla çapraz bağlanan bu yelek (Kolsuz ve kısa ceket olarak da adlandırılabilir), Midilli’de de hem günlük hayatta hem de bayramlarda alışılmış bir giysiydi. Söylemekte yarar var ki Midilli’nin Eresos bölgesindeki erkeklerin yelekleri, özel bir koyu mavi renge sahip kumaştan yapılıyordu. Yeleğin iliklenmesi için çok sayıda örgüyle kaplı yuvarlak düğmeler dikiliyordu, geniş bir yaka kesimiyle beraber köşelerde ve kenarlarda nakışlar bulunuyordu. Ayrıca koltuk altının aşağı bölgesine küçük eşyaların korunması için nakışlı bir cep dikilirdi.

Erkek gömleği ve erkek şalvarı (“Agios Georgios Gioulbakse” Küçük Asya Kültür Derneği’nin dolabından, Melissia – Atina).

Erkek yeleği ve nakış ayrıntısı (Sayın Periklis Kotsis’in kişisel koleksiyonu – P. Zisis Etnomüzikoloji Vakfı)

Bele ise siyah, kumaştan, 3-5 metre uzunluğunda ve yaklaşık yarım metre genişliğinde bir kuşak bağlanıyordu. Erkeğin dış görünüşünü, siyah örme çoraplar, burnu kalkık ayakkabılar, kalpak, kürklü bir başlık ve kış boyunca giyilen ağır yünlü mantolar tamamlıyordu. Özellikle Midilli’deki erkekler yanlarında neredeyse sürekli taşıdıkları bir tespih bulundururlardı. 19. yüzyılın sonlarından itibaren ise daha çok tüccarların ve Avrupa üniversitelerinde eğitim görmüş öğrencilerin etkisiyle Fransız kıyafetlerini sahiplenmeye başladılar.

 

Erkek kemeri ve erkek kalpağı (Sayın Periklis Kotsis’in kişisel koleksiyonu – P. Zisis Etnomüzikoloji Vakfı)

B) Aiolis’te kadın giyimi

1) Ayvalık’ta kadın giyimi

Küçük Asya’nın Kidonia bölgesindeki ya da bugün tanındığı şekilde Ayvalık’taki kadınlar, geleneksel kıyafetlerini büyük ölçüde, geniş bir zaman zarfı içerisinde muhafaza ettiler ve batı giyim tarzını erken bir dönemde ve tam anlamıyla sahiplenmekten kaçındılar. Ayvalık yöresinde kadın giyiminin karakteristik parçası şalvardı. Uzun ve çok geniş, pamuklu kumaştan yapılma, genellikle beyaz olan bu şalvarı kadınlar kendi başlarına tezgahlarda dokudukları ipliklerden dikiyorlardı. Ayvalık şalvarları çok genişti ve resmî durumlarda bele altın renkte nakış işlemeleri olan ve uçları yanlardan sarkan bir kemer takılırdı.

Kadın gömleği detayları (Sayın Periklis Kotsis’in kişisel koleksiyonu – P. Zisis Etnomüzikoloji Vakfı)

Şalvarın üstüne bel kısmına doğru çok sayıda fırfırla daralan bir bluz giyerlerdi. Bluzun kolları, belli başlı zamanlarda giydikleri ve ev işi yapmaları gerektiğinde kollarını yukarı doğru sıyırmak zorunda kaldıkları gömleğin aksine kısaydı. Bu kıyafetlerin üzerine, kışın tokayla çapraz ilikledikleri yazın ise açık bıraktıkları koyu renkli parkalardan giyerlerdi. Bu noktada belirtmekte yarar var ki kışlık giysiler yünlü kumaştan, yazlık giysiler ise pamuklu kumaştan dikiliyordu. Sonbaharda ise bluzların üzerinden ince entariler giyiyorlardı. Ayrıca güçlü soğuğa karşı direnmek için iç kısmı koyun derisiyle kaplı olan, ‘Kontoyuni’ adında kalın bir ceket giyerlerdi. Üstelik ilginçtir ki Ayvalıklı kadınlar çorap giymeye alışık değillerdi, sadece kışın çok soğuk olduğunda giyerlerdi ve çorapların rengi mutlaka beyaz olmalıydı. Ayakkabı olarak da burnu kalkık, ‘Yemenyes’ adı verilen pabuçlar giyerlerdi.

Bluz ve şalvar (Sayın Periklis Kotsis’in kişisel koleksiyonu – P. Zisis Etnomüzikoloji Vakfı)

 

 

11

Kaban (Sayın Periklis Kotsis’in kişisel koleksiyonu – P. Zisis Etnomüzikoloji Vakfı)

 

 

 

 

Ayvalık usulü baş aksesuarları da dikkat çekici bir diğer konu. Uzun yıllar boyunca, farklı renklerde ya da sade beyaz, kemer şeklinde ve kafanın etrafından dolanan bir çember takıyorlardı. Bu çember, arkada serbest salınmış ya da ince beliklerle örülmüş saçları açıkta bırakıyordu. Bu saç bandı büyük ihtimalle 14. yüzyıldaki bir benzeri örnek alınarak yapılmıştı, ilk örnekteki beyaz kumaş parçası altın işlemeli bir şeritle (taç) süsleniyordu. Daha sonra baş, ‘kurupa’ -yanlarındaki beyaz şeritlerin sağa ve sola düştüğü geniş bir fes- ile örtülmeye başladı.

12

Paralardan oluşan göğüslük takılar (Sayın Periklis Kotsis’in kişisel koleksiyonu – P. Zisis Etnomüzikoloji Vakfı)

Son olarak belirtmekte fayda var ki tarif ettiğimiz giyim tarzı yerini Avrupa tarzı ipek kumaşlı, çapraz iliklenen giysilere bıraktı.

2) Ayvalık Adaları’nda ve Bergama’da Kadın giyimi

Ne yazık ki Ayvalık Adaları’nda ve Bergama’daki yerel kadın giyimiyle ilgili bugüne kadar elimize ulaşan veri sayısı çok az, bunun sebebi bölge sakinlerinin ticarî aktiviteler vesilesiyle Avrupai giyim tarzını çok erken -yaklaşık olarak 1890 başları- benimsemeleridir.

Elimizde mevcut olan kısım kısım bilgilere dayanarak söyleyebiliriz ki bağlamalı etek ve bağlamalı, kısa belli bir bluz giyiyorlardı. Eteğin ve bluzun kumaşı kadifeydi ve bluzda altın renkte işlemeler vardı. Kışın soğuktan korunmak için ‘meydani’ ya da ‘kondoyuni’ adını verdikleri kısa bir ceket giyiyorlardı. Başlarına ise önceleri, siyah uzun püskülü olan bir kadın fesi takıyorlardı, bunun yerini ise daha sonra dantelli işlemeleri olan, ‘bibila’ adındaki siyah eşarp aldı.

19. yüzyılın sonlarından itibaren Batı modasının gelinlikler üzerindeki etkisiyle ilgili elimizde ilginç bilgiler bulunmaktadır. Bu gelinlikler beyaz renkte ve ipektendiler, boğaza kadar da kapalı. Gelinler ellerine beyaz eldivenler giyerlerdi ve başlarını da tül ya da dantelden yapılmış uzun bir peçeyle örterlerdi. Bu peçe önde göğüslere kadar iner ve yüzü kapatırdı. Başlarında altın ve gümüş renkte iplikler oluyordu, Ayvalık Adaların’da ise bu peçeyi limon çiçekleriyle süsleme alışkanlığı yaygındı. Gelinliğin süslemeleri için yazılmış bu beyit, her gelin için bu elbisenin ne kadar özel anlam taşıdığını anlatmaya yetiyor:

“Gelinim, sana elbiselerini melekler dikmişler
Sağ tarafına da beni eş olarak yazmışlar.”

3) Lesvos’ta (Midilli) kadın giyimi

Aiolis Bölgesi’nin Küçük Asya kesiminin aksine karşı bölgenin, yani Lezvos’un kıyafet alışkanlıklarıyla ilgili yeterince bilgi günümüze ulaşmıştır. Bu, apaçık adanın 1913’ten itibaren Yunan sınırlarında olmasından ve ada yaşayan Yunan nüfusunun sürgün yaşamamasından kaynaklanmaktadır. Yapabileceğimiz ilk gözlemlerden biri şu ki, ada sakinlerinin ticarî uğraşları nedeniyle adanın genel hatlarıyla çiftçiliğe dayalı olan ekonomisi -örneğin Hios’ta (Sakız Adası) bu durum tam tersidir-, Mitilini şehrindeki kentsel ve kozmopolit atmosfer, mimariye, günlük yaşama/eğlenme tarzına ve tabi ki doğal olarak kıyafetlere de yansıyor.

Adadaki kadın giyimiyle ilgili elimizde bulunan en güvenli bilgiler bizi 18. yüzyılın başlarına götürüyor. Bizans’tan, Orta Doğu’dan etkilerin kombine edildiği görülürken Batı’dan da alınan örnekler bulunuyor. Lesvos’taki giyim tarzları arasındaki en büyük ayrım, daha eskiden giyilen fistan ile yeni bir örnek oluşturan şalvar arasında.

Bu fistan ince ve düz bir etekti, şeritlerle omuzdan destekleniyordu, göğüs kısmı da dikiliyse ‘takım’ olarak adlandırılıyordu. İçinden, piyetli ve dantelli bir iç çamaşırı türü olan büstiyer, bunun üstüne gömlek, onun da üstüne dörtgen şekilde olan göğsün üzerine örtülen stithopano giyiyorlardı. Üzerinden ya entari ya da ‘kamicori’ (büyük ve geniş açıklığı olan bir ceket), kışın kürklü, kolları olmayan bir paltoyla sıcaklıyorlardı. Bu fistanla üç tip saç bağlama şekline alışmışlardı. Birincisi, ‘kurupa’ adı verilen uzun ve her tarafı bezlerle dolu bir şapkaydı. İkinicisi, koni şeklinde, rengarenk mendillerle bezeli olan ‘kluni’ idi, bu şapka kumaş bir şeritle çenenin altından geçerek kafada sabit duruyordu. Son olarak da daha çok Morio köyünde kullanılan ve çok sayıda başörtüsünden yapılan bir çeşit olan ‘kuluri’ (Bu kelime Yunanca’da ‘simit’ demektir.) giyiliyordu.

18. yüzyılda tarım bölgelerinde, İpsilometopo gibi köylerde fistanın altından şalvar giyme alışkanlığı oluştu. Fistan ya da diğer adıyla ‘fstana‘ adanın Eresos gibi kuzeydoğu kesmindeki köylerinde ve Mitilini şehrinde giyilmeye devam etti, Mitilini’de bu fistan, çok parçalı bir etekten oluşuyordu, geniş ve kenarlarında işlemeleri bulunan bir misofori (içlik), belde kemer, göğüste süslemeler ve kollarda da ‘biden‘ (İğneyle dikilmiş bir dantel). Daha sonraları özellikle Eresos’ta misofori yerine ‘pkamsel’ adı verilen bir gömlek giymeye başladılar.

Yukarıda betimlediğimiz ‘fstana‘nın özellikleri, 17. yüzyıl gezginlerindne olan P. Tournefort’un bakır gravürüyle büyük ölçüde uyuşuyor, yalnızca gravürde göğüste her hangi bir giysi bulunmuyor, çıplak tasvir ediliyor. Bakır gravürde tasvir edilen Lesvos kadını, beli yukarda olup ayak bileğine kadar uzanan bir etek ve uzun, kolsuz bir manto giyiyor. Kulaklarını üç taşla tasarlanmış küpeler süslerken kafasında da önünde fiyongu olan bir şapka takıyor, bu şapkadan alın kısmındaki saçlar çok az görünüyor.

Lesvos kadınının ikinci ve daha yeni olan giyim tarzının, yukarıda bahsettiğimiz gibi, temel parçası şalvar ya da ‘vraka’ (paçalı don) idi. Yapımı için 15 arşın bez gerekiyordu, ‘vraka’yı kadın giydiği zaman bu adlandırma ‘vrakusa‘ oluyordu. Bu giysi, adanın tarımsal ihtiyaçlarında ve zeytinyağı üretim çalışmalarında kullanılarak 19. yüzyılda ve daha sonrasında varlığını sürdürdü, tabi ki adanın farklı bölgelerine göre, dikişte, renkte ve kumaşın türünde farklılıklar sergileyerek. Aynı zamanda Küçük Asyalı Yunan kadınların şalvarlarıyla da açık benzerlikler taşıyordu.

 

13
Lesvos kadın giyiminden şalvar/vraka (Benaki Müzesi koleksiyonundan)

Genelde şalvarların altından çok sayıda vraki giyerlerdi ve bunlar şalvarın dıştan daha hacimli bir görüntüsü olmasını sağlarlardı. Ayrıca, Agiasos ve Plomari gibi diğer bölgelerde şalvarları, altı parçadan oluşan, henüz bilinmedik bir yöntemle boyanan ve dikilen ‘klapatsa’ ile giyerlerdi, Polihnitas ve Geras gibi başka bölgelerde ise klapatsa olmadan giyerlerdi. Şalvarların kumaşları ev yapımı tezgahlarda, kırmızı, sarı, beyaz, yeşil ve koyu mavi renklerde, zikzak ya da çizgili desenlerde üretiliyordu. Kumaşların en iyi örnekleri hammadde olarak keten, ipek-keten, ipek ve ipek-pamuk içeriyorlardı. Aynı zamanda ipek taftalar (kumaş çeşidi) ya da saf ipek kumaşlar da kullanılıyordu, bunları 1822’ye kadar İstanbul’dan, Hios’tan ve İzmir’den ya da Marsilya ve Lyon gibi Fransız liman şehirlerinden getirtiyorlardı. Renk seçimlerden rol oynayan etkenler yaş, medenî durum ve diğer özel koşullardı. Yani, genç kızlar parlak ve canlı renkleri, evli olanlar biraz daha ciddi renkleri, yaşlı kadınlar koyu tonları, dullar ise siyah rengi tercih ediyorlardı. Kocaları sık seyahat eden kadınlar donuk renkler giyerlerdi, Büyük Paskalya Orucu döneminde ise bütün kadınların giysileri donuk renklerdeydi. Şalvarın güzelliğinin önemini, günümüze ulaşmış aşağıdaki yerel-geleneksel sözler çok iyi yansıtıyor:

“Mavili vraka, ediyor traka traka
ve
“Plumari donmaz çünkü nehirdir,
şalvarı giyerleri çünkü ipektir.”

Bedenin üst kısmına dantellerle süslü bir gömlek olan ‘rusiko’yu giyerlerdi. Rusiko, dantelleri dışında sırt bölgesinde dar, ön kısmında piyetleri olan, geniş ve şişik kolları olan bir gömlekti. Bellerine, keten ve ipek kumaştan yapılmış yandan bağlanan bir kemer takarlardı. Bu kemerin sallanan uçlarında ipekten nakış işlemeleri olurdu.

Belli başlı zamanlarda rusikonun üzerinden, ‘busto’ ya da ‘kubureli’ adı verilen kadife bir yelek giyerlerdi. Kubureli dışında çeşitli uzun kollu parkalar da giyiyorlardı. Bunlardan birincisi, kamicori (ya da kamcor) idi, ipek, kadife ya da yün kumaştan yapılmış, dar kolları ve dik yakası olan dar bir ceket. Benzer yapıya sahip olan bir diğer örnek de zaketa (ya da yaketa) idi, kadife ya da yünden yapılmış kısa bir ceket olan zaketanın düz kolları vardı fakat yakası yoktu, çapraz olmayan bir şekilde düğmeleniyordu ve etrafından dolanan altın renkli bir kordonla süslenmişti. Bir diğer kısa ve dar ceket türü de libades idi, kadife ya da keçeden yapılıyordu ve sırt, kol ve yaka kısımlarında altın sarısı nakışlar oluyordu. Kış süresince uzun bir kürk giyiyorlardı veyahut kontoyuni ya da kalın kumaştan yapılmış uzun bir kaban olan ‘surtuko’yu. Surtukonun sırtına da omuzlar için örülmüş bir şal olan ‘berta’yı atarlardı. Ayrıca Eresos’ta, omuzlarına ‘bohça’ (kare eşarplar) ya da ‘bilirini’ (örme şallar) atarlardı.

14

Lesvos kadın kıyafetlerinden ‘rusiko’, ‘kubureli’ ve ‘kamicori’ (Benaki Müzesi koleksiyonundan)

 

 

 

 

 

Lesvos kadınları ayaklarına pamuk çoraplar giymeye alışmışlardı, farklı ayakkabı modelleriyle birlikte beyaz ya da değişik renklerde çoraplar. Bunlardan (çoraplardan) en bilindikleri de başak desenli ve kapalı olan ‘skarpini’ler ile genellikle siyah renkte olan ‘govi’ler ve ‘botini’ler idi. Ayakkabı çeşitlerinden de ‘videlo’ adı verilen, ince deriden yapılma fiyonklu ve topuklu ayakkabılar vardı, ayrıca ‘yemeni’, ‘mesti’, ‘tirlitsa’ gibi alçak topuklu ayakkabılar da bulunmaktaydı. Üstelik hamama/banyoya yıkanmaya giden kadınlardan bazıları, ‘tsokara’ adı verilen bir terlik türü giyerlerdi, bu terliğin üzerinde gümüş, bronz ya da sedef işlemeler bulunuyordu, eğer daha gündelik olarak kullanılıyorsa da meşe ağacından yapılıyordu.

Şalvarlı giyim tarzını tamamlayan en alışılmış baş örtme modeli de ‘çember’ idi. Çember, sosyal konuma, yaşa ve ruhsal duruma bağlı olarak değişen renk ve bağlama usulleriyle bütün sosyal sınıflar tarafından kullanılırdı. Örneğin genç kızlar daha açık renklerde çemberler giyip bunun etrafını boncuk, dantel ve pullarla süslerken daha ileri yaşta olan kadınlar daha koyu renkleri tercih ediyorlardı. Çemberin özel bir çeşidi de ‘finika’ (‘fnika’ da denirdi) ya da ‘tulpani’ idi, bu türü gündelik işleri yaparken ya da hamama giderken kullanırlardı, kare şeklinde olup çok ince pamuklu beyaz kumaştan yapılırdı ve kenarlarında dantellerle, nakışlarla ve boncuklarla süslenirdi.

Bazen, dinî bayramlarda ve düğünlerde, daha değişik baş bağlama usullerine başvururlardı. Bunlardan biri olan ‘tepes’, kırmızı küçük bir fes olup altın renkli nakışlarla ve mavi ya da siyah bir püskülle süslenirdi. Tepesin etrafına ‘magnadi’ adı verilen hafif renklerde olan ince baş örtüsünü bağlarlardı, onun da çevresine genellikle iki belik olarak ördükleri saçlarını dolarlardı. Örgülerin arasına ise paralar yerleştirirlerdi. Çok resmî durumlarda ise alınlarına, ‘basliç’ ya da ‘pirsiani’ adını verdikleri, üzerinde paralar asılı olan bir şerit takarlardı. Başlıklar arasında en büyük boyda olan, üç parça kumaştan oluşan ‘vilio’ idi. Fes şeklindeydi ve altın renkte nakışları vardı. Son olarak bahsetmekte yarar var ki gelinler çoğu zaman feslerinin üzerine, kırmızı nakışları olan yeşil ya da yeşil nakışları olan kırmızı, veyahut tamamen beyaz ya da pembe olan ipek bir peçe yerleştirirlerdi.

15

Yortu zamanları için örgülü kadın baş bağlama tarzı (Benaki Müzesi koleksiyonundan)

 

 

 

 

Eresos’un köylerinde küçük kızlar saçlarını yandan topuz yaparlardı, genç kızlar iki belik, evli olan kadınlar ise saçlarını ya topuz yapar ya da bir belik örüp başlarının etrafına dolarlardı. Lesvos kadını için saç, baş bağlama tarzı ve beden arasındaki harmoniyi aşağıdaki Agiasos yöresine ait dizeler çok iyi şekilde gözler önüne seriyor:

“Bahçende asma, kapında yasemin,
Bin Venedik parası eder vücudun,
Bedenini tatlandırıyor, başındaki saçların.”

 

16

‘Hamagli’ ya da ‘golfi’ olarak adlandırılan bir aksesuar/muska çeşidi (Benaki Müzesi koleksiyonundan)

 

 

 

 

Lesvos kadınlarının dış görünüşünü tabi ki bir dizi aksesuar tamamlıyordu. Kadınların mücevher sevdası ve aksesuar kullanımı, 19. yüzyılda Kilise’nin bu konuda kararname çıkartıp kadınların lüks giyim tarzını sınırlamasına yol açtı. Bu tarz hem çevrelerini skandalize etmiş hem de Türklerin bakışlarını üzerlerine çekmişti. Ayrıca belirtmekte fayda var ki varlıklı gelinler, fakir gelinlere düğün günlerinde kullanmaları için kendi mücevherlerini ödünç veriyorlardı. Bu durum da bizlere, daha çok kırsal bölgelerde birbirine kenetlenmiş ve sevecen sosyal ilişkilerin var olduğunu gösteriyor.

En temel mücevher altın paralardı ve bunlar ya gelinlere ya da yeni doğmuş çocuklara hediye edilirdi. Altın paralar göğüse asılmak dışında, altın bir kordonla boyna asılabiliyordu ya da ‘lemogaytano’ adındaki bir mücevhere eklenip kolye olarak kullanılabiliyordu, veyahut alna takılıyordu (O zaman ‘florokutelo’ adını alırdı). Aynı zamanda göğüslerine muska gibi, ‘hamagli’ ya da ‘golfi’ adı verilen, üzerinde azizlerin suretlerinin oyulu olduğu, genellikle gümüşten yapılma ve gümüş bir zinciri olan, oval, üçgen ya da kare şeklinde kolyeler takarlardı. Sadece üst sınıf kadınların elinde bulunan etkileyici bir boyun mücevheri de ‘koulagina’ idi. Bu mücevher değerli taşların bulunduğu geniş bir zincire bağlantılı altın paralarla bezenmiş inci bir örgüden oluşuyordu, ortasında da ‘kafasi’ adı verilen yuvarlak bir başka mücevher bulunuyordu. Son olarak da Lesvoslu kadınların kulaklarını küpelerin ve parmaklarını yüzüklerin süslediğini belirterek konuyu kapatıyoruz.

19. yüzyıldan itibaren şehrin üst sınıf kadınları tarafından Avrupa tarzı kıyafetler; kabarık etekler, ipek çoraplar, korseler ve İskenderiye’den getirtilen mücevherler ve şapkalar kabul edilmeye başlandı. Bu alışkanlıklar 20. yüzyıldan itibaren yavaş yavaş geleneksel kıyafetlerin yerini alarak kademeli bir şekilde adanın tüm kesimlerine yayılmaya başladı.

 

17
Geleneksel kıyafetleriyle Lesvos kadını (Benaki Müzesi koleksiyonundan)

 

 

Bu çalışmanın ilk kez yapılan bir araştırma olmadığının ve metnin sonunda belirtilen kaynaklardan faydalanıldığının altını çizmek isteriz.

 

 

Yazar: Athanasia Stauropoulou, tarihçi – dans eğitmeni, Atina Üniversitesi mezunu

 

C) Kaynaklar

1) Bibliyografya

•Anagnostopoulou Maria, “17. Yüzyılda Değişiklikleriyle Birlikte Bir Lesvos Kadınının Giyimi”, Lesviaka 9 (1985), 13-19

• ——–, “Katokormi vraka ile iki Lesvoslu kadın elbisesi”, Lesviaka 12 (1989), 12-13

•——–, “Geleneksel Lesvos Mücevherleri”, Lesviaka 14 (1993), 5-23

•——–, “Lesvos kadın giysisi”, Kostüm bilimi/Millî, Geleneksel ve Tarihî Yunan Kıyafeti dersinin birinci notları, Peloponisos Halkbilim Vakfı Yayınları, Nafplio 2000, 185-188

•Punentis’ten, Ege Şarkıları, Ege Halkbilim & Müzikoloji Araştırmaları Merkezi, Kıbrıs Bankası Kültür Vakfı

•Ayvalık Tarihi (yazarlar grubu), Ayvalıklılar Birliği Yayınları, makale 8, Atina 1949

•Karaiskaki Sitsa, Memleketim, Ayvalık Adaları, Atina 1973

•Karamblias İ., Ayvalık Tarihi, Ger. S. Hristou ve Oğlu Matbaası Yayınları, Atina 1949

•Korre – Zografou Katerina, Modern Yunan Baş Örtme Şekilleri, Atina 1991

•Koulaksinellis E. – Tragellis B., Agiasos ve Çevresi, İlerici Agiasoslular Derneği, Atina 1997

•Samfo’dan Elitis’e Lesvos (yazarlar grubu), Mitilini Belediyesi Yayınları

•Makrigiannopoulou Marianthi, Küçük Asya Bergaması’nın Tarihi ve Folklorü, I. Attalos Yayınları, Atina 1986

•Oikonomidis N., Yunan Giyimi, Tarihi Yolculuğu ve Sosyal Rolü, Dodoni Yayınları, Atina 2008

•Papantoniou İoanna, Yerel Yunan Kıyafetleri, Peloponisos Halkbilim Vakfı Yayınları, Nafplio 1996

•Platanos (Marmarinos) V., “Çöpçatanlık, Nişan (Stavrulogis’), Düğün (Vlogis) ve Antissa, Lesviaka 19 (2002), 87-136

•Sifnaiou Euridiki, Lesvos, Ekonomik ve Sosyal Tarih (1840-1912), Trohalia Yayınları

•Skleparis D., “Lesvos Kadınlarının Baş Bağlama Tarzları”, Lesviaka 9 (1985), 132-139

•Tragellis H., Lesvos – Kallonis’e Ait Folklorik Ögeler, Atina 1982

•Hatzimihalakis P., Antissa’ya (Lesvos’un bir bölgesi) Has Folklorik, Kültürel ve Linguistik Ögeler, Kallithea 1995

•Hatzimihali Angeliki, Yunan Halk Giyimi, Melissa Yayınları, Atina 1978-1983

2) İnternet Siteleri:

http://www.agiasoslesvoy.blogspot.com

http://www.ellas2.wordpress.com

http://www.gym-eresou.les.sch.gr

http://www.ellinwnparadosi.blogspot.gr

Advertisements