Kleft (Gerilla) şarkıları

 
Για την Ελληνική έκδοση του κειμένου πατήστε εδώ

Üçüncü kategorimiz Kleft (Gerilla) şarkıları. Bu tür, bazıları tarafından tarihî halk şarkılarının bir alt türü olarak kabul edilir. Aynı şey, Akritis şarkıları için de geçerliydi.

Gerilla şarkıları 16. yüzyıldan sonra tarih sayfasına girdi. Bu tür, basit bir yapıya sahiptir ve uzun anlatımlar içermez. Ulusal bilincin temsilcisi sayılan bu tür, Akritis şarkılarıyla benzerlikler gösterir (Aynı epik ruhtan ilham alınıyordu). Buna rağmen anlatım biçimi çok daha sadedir ve ellerinde tüfek ve kılıç olan basit halk kahramanlarından bahseder. İnsanüstü karakterler ya da doğaüstü güçler anlatılmaz. İki türün arasındaki bir diğer fark da Akritik şarkıların düşmanı püskürtme konusunu, Gerilla şarkılarının ise zalim kölelikten kurtuluş konusunu işlemesidir. Kaderciliğin ve köleliğin reddini sık sık ele alan Gerilla şarkıları, Türklerin aşağılamalarından ve zulmünden dağlara kaçan gerillalar tarafından oluşturulmuştur. Bu türün klasik bir örneği:
SAMARİNA’NIN ÇOCUKLARI

Sözler:

Εσείς μωρέ παιδιά κλεφτόπουλα, (δις)
(Esis more pedya kleftopula, x2)
(Siz more, genç gerillalar, x2)

παιδιά της Σαμαρίνας, μωρέ παιδιά καημένα,
(pedya tis Samarinas, more pedya kaymena,)
(Samarina’nın çocukları, more zavallı gençler,)

παιδιά της Σαμαρίνας κι ας είστε λερωμένα.
(pedya tis Samarinas ki as iste leromena.)
(Samarina’nın çocukları, kirli de olsanız.)

Σαν πάτε πάνω μωρέ στα βουνά, (δις)
(San pate pano more sta vuna, x2)
(Sanki yükseklere, dağlara gidiyorsunuz more, x2)

ψηλά στη Σαμαρίνα, μωρέ παιδιά καημένα,
(psila sti Samarina, more pedya kaymena,)
(Samarina’nın yükseklerine, more zavallı gençler,)

ψηλά στη Σαμαρίνα, κι ας είστε λερωμένα.
(psila sti Samarina, ki as iste leromena.)
(Samarina’nın yükseklerine, kirli de olsanız.)

Τουφέκια να μωρέ μην ρίξετε, (δις)
(Tufekya na more min riksete, x2)
(Tüfek atmayın more, x2)

τραγούδια να μην πείτε, μωρέ παιδιά καημένα,
(trağudya na min pite, more pedya kaymena,)
(şarkılar söylemeyin, more zavallı gençler, )

τραγούδια να μην πείτε, κι ας είστε λερωμένα.
(trağudya na min pite, ki as iste leromena.)
(şarkılar söylemeyin, kirli de olsanız.)

Να μην τ’ ακούσει μωρέ η μάνα μου, (δις)
(Na min t’ akusi more i mana mu, x2)
(More annem duymasın, x2)

κι η δόλια η αδελφή μου, μωρέ παιδιά καημένα,
(ki i dolya i adelfi mu, more pedya kaymena,)
(ve korkak kız kardeşim, more zavallı gençler,)

κι η δόλια η αδελφή μου, κι ας είστε λερωμένα.
(ki i dolya i adelfi mu, ki as iste leromena.)
(ve korkak kız kardeşim, kirli de olsanız.)

Και βγουν στη στράτα μωρέ να σας δουν, (δις)
(Ke vgun sti strata more na sas dun, x2)
(Yola çıkıp more sizi gördüklerinde, x2)

και ’ρθουν και σας ρωτήσουν, μωρέ παιδιά καημένα,
(ke ‘rthun ke sas rotisun, more pedya kaymena,)
(ve gelip size sorduklarında, more zavallı gençler,)

και ’ρθουν και σας ρωτήσουν, κι ας είστε λερωμένα.
(ke ‘rthun ke sas rotisun, ki as iste leromena.)
(ve gelip size sorduklarına, kirli de olsanız.)

Μην πείτε πως μωρέ λαβώθηκα, (δις)
(Min pite pos more lavothika, x2)
(Yaralandığımı söylemeyin more, x2)

βαριά για να πεθάνω, μωρέ παιδιά καημένα,
(varya ya na pethano, more pedya kaymena,)
(ağır yaralanıp da öleceğimi, more zavallı gençler,)

βαριά για να πεθάνω, κι ας είστε λερωμένα.
(varya ya na pethano, ki as iste leromena.)
(ağır yaralanıp da öleceğimi, kirli de olsanız.)

Να πείτε πως μωρέ παντρεύτηκα, (δις)
(Na pite pos more pandreftika, x2)
(Εvlendiğimi deyin more, x2)

πήρα καλή γυναίκα, μωρέ παιδιά καημένα,
(pira kali yineka, more pedya kaymena,)
(İyi bir eş buldum, more zavallı gençler,)

πήρα καλή γυναίκα, κι ας είστε λερωμένα.
(pira kali yineka, ki as iste leromena.)
(iyi bir eş buldum, kirli de olsanız.)

Την πέτρα έχω μωρέ πεθερά, (δις)
(Tin petra eho more pethera, x2)
(Taş kaynanamdır more, x2)

τη μαύρη γης γυναίκα, μωρέ παιδιά καημένα,
(ti mavri yis yineka, more pedya kaymena,)
(toprağın karası da karımdır, more zavallı gençler,)

τη μαύρη γης γυναίκα, κι ας είστε λερωμένα.
(ti mavri yis yineka, ki as iste leromena.)
(toprağın karası da karımdır, kirli de olsanız.)

Κι αυτά τα μωρέ λιανολίθαρα, (δις)
(Ki afta ta more lianolithara, x2)
(Bu taşlar da more, x2)

αδέρφια και ξαδέρφια, μωρέ παιδιά καημένα,
(aderfya ke ksaderfya, more pedya kaymena,)
(kardeşlerim ve dostlarım, more zavallı gençler,)

αδέρφια και ξαδέρφια, κι ας είστε λερωμένα.
(aderfya ke ksaderfya, ki as iste leromena.)
(kardeşlerim ve dostlarım, kirli de olsanız.)

Bu müzik türünün geliştiği ortamı daha iyi anlayabilmek için, onu geliştiren toplumu incelememiz gerekli. Dağlarda bir insan topluluğu oluşmaya başladı, özgür kölelere ait olan bir topluluk aslında. Hayatları tehlikelerle ve mahrumiyetlerle doluydu. “Kleft” olarak adlandırılmalarının sebebi, genellikle Türklere karşı yaptıkları yağma saldırılarıydı, bu saldırıları hayatta kalabilmek için gerekli ihtiyaçlarını karşılamak için yapıyorlardı.

Türkler genellikle direnişçileri “kleft”, yani yağmacı olarak gösteriyorlardı. 16. yüzyılda dağa çıkan tüm Yunanları böyle adlandırdılar. Böylece, toplumsal düzenin ve ulaşımın korunması için Türkler, askerî birlikler oluşturdular. Gerillalıktan vazgeçen Yunanları dar geçitlere silahlı korumalar olarak yerleştirdiler. Ülke, her biri bir Yunan liderin sorumluluğunda olan bölgelere ayrıldı. Bu kaptanlara “armatol” ve bölgelerine de “armatolluklar” adı verildi.

Armatoller kleftlerin arasından seçiliyordu. Yani daha önceden gerilla olan bu kişileri Türkler kendi saflarına çekiyordu. Bunu başarabilmek için onlara vergiden muaflık gibi bir takım ayrıcalıklar tanıyorlardı. Bazen armatoller Türkler ile anlaşmazlık yaşayıp kleft hayatına geri dönebiliyorlardı. Bir bakıma armatoller iki kimlikliydiler; bu yüzden de hiçbir zaman Türk iktidarın bilincinde sabit bir mertebe haline gelmediler.

Çoğu zaman armatoller, Osmanlı Devleti’nin düzen organları olarak, Türklerin Hristiyan nüfus aleyhinde yaptığı hak ihlallerine karşı çıkıyorlardı. Paşaya ve onun keyfî kararlarına tepki gösteriyorlardı. Bu sebeplerden ötürü de paşa da onlardan hoşlanmıyordu. Birçok kişi armatol ile kleft arasında gidip gelen bir vaziyette bulunuyordu.

Kleft (Gerilla) yaşamının karakteristik özelliklerini özetleyecek olursak: Mücadele, mahrumiyetler, tehlikeler, işgalciye baş kaldırma. Bu ruhta ve ortamda bahsi geçen müzik türü oluşturuldu. Geliştiği yerler arasında Mora’dan Makedonya’ya bugünkü Yunanistan’ın nerdeyse tüm illeri yer alıyor. Bu türün şarkıları bize, zalim boyunduruktan kurtuluşun ne denli önemli olduğunun çok iyi bilincinde olan kahramanları anlatıyor. Metinleri yalnızca basit tarihsel bir anlatım değil; aynı zamanda kahramanların ruh halinin ve bütünüyle bir halkın mizacının resmedilişidir. Ruh halini betimlemede kısıtlayıcı rol oynadığından yer ve zaman ile ilgili ayrıntılardan kaçınılır.

P. Spandonidis’e göre kleft (gerilla) şarkılarının dört alt kategorisi bulunmaktadır: a) Savaş hayatının konu alan şarkılar, bunlar kleftlerin yaptığı savaşlardan bahseder.

b) Yağmacı hayatı konu alan şarkılar, şarkıların baş kahramanlarının mecburiyetten ötürü yapmış oldukları hırsızlıkları anlatır.

c) Muzdarip hayatı konu alan şarkılar, gerilla hayatının bıraktığı yorgunluğu betimler.

d) Aşk hayatını konu alan şarkılar, bu tür gerillaların hayatlarının çok küçük bir parçasını oluşturan durumlardan bahseder.

G. K. Spiridakis’e göre de kleft şarkılarının alt kategorileri şunlardır:

a) Kleftlerin etkinliklerinden bahsedenler; kahramanlık, trajik son ve bunun gibi. Örneğin:

BUKUVALAS’IN

Sözler:

Τι νά ναι ο αχός που γίνεται κ’ η ταραχή η μεγάλη,

(Ti na ne o ahos pu yinete k’ i tarahi i meğali,)

(Nedir bu telaş, bu büyük endişe,)

‘ς τη μέση ‘ς το Κεράσοβο και ‘ς τη μεγάλη χώρα;

(‘s ti mesi ‘s to Kerasovo ke ‘s ti meğali hora;)

(Kerasovo’nun içinde ve büyük şehirde?)

Ο Μπουκουβάλας πολεμάει με τους Μουσουχουσαίους.

(O Bukuvalas polemai me tus Musuhuseus.)

(Bukuvalas Müslümanlarla savaşıyor.)

Πέφτουν τα βόλια σα βροχή, και τα βουνά βογγάνε.

(Peftun ta volya sa vrohi, ke ta vuna vongane.)

(Süngüler yağıyor yağmur gibi, ve dağlar inliyor.)

Κ’ ένα πουλάκι φώναξε ναπό ψηλό κλαράκι.

(K’ ena pulaki fonakse napo psilo klaraki.)

(Ve küçük bir kuş yükseklerden bağırdı.)

“Πάψε, Γιάννη μ’, τον πόλεμο, πάψε και το τουφέκι,

(“Papse, Yani m’, ton polemo, papse ke to tufeki,)

(“Durdur, Yannim, savaşı, durdur tüfek atmayı,)

να κατακάτση ο κουρνιαχτός, να σηκωθή η αντάρα,

(na kataktsi o kurniahtos, na sikothi i andara,)

(toz dumanı çöksün, siz kalksın,)

να μετρηθή κ’ η κλεφτουριά, να μετρηθή τασκέρι.”

(ne metrithi k’ i klefturya, na metrithi taskeri.”)

(gerillalar sayılsın, askerler de sayılsın.”)

Μετριούνται οι Τούρκοι τρεις φοραίς και λείπουν πεντακόσιοι,

(Metriyunde i Turki tris fores ke lipun pendakosyi,)

(Türkler sayılıyor üç defa, beş yüz kişi eksik,)

μετριούνται τα κλεφτόπουλα και λείπουν τρεις λεβένταις.

(metriyunde ta kleftopula ke lipun tris levendes.)

(kleftler de sayılıyor ve üç delikanlı eksik.)

YERO-NOTARAS’IN

Sözler:

Θέλ’τε να ιδείτε κλάμματα

(Thel’te na idite klamata)

(Göz yaşı mı görmek istiyorsunuz)

ν’ ακούστε μοιριολόγια;

(n’ akuste miroloğya;)

(Ya da ağıtlar mu duymak?)

περάστε απ’ το Αιτωλικό.

(peraste ap’ to Etoliko.)

(Etoliko’dan geçin)

Περάστε απ’ το Αιτωλικό

(Peraste ap’to Etoliko)

(Etoliko’dan ve)

κι από το Μεσολόγγι,

(ki apo to Mesolongi,)

(Mesolongi’den geçin,)

που κλαίει ο γέρο – Νοταράς.

(pu klei o yero – Notaras.)

(Orada ağlıyor Yero – Notaras.)

που κλαίει ο γέρο – Νοταράς

(pu klei o yero – Notaras)

(Orada ağlıyor Yero – Notaras)

στου Μπότσαρη το μνήμα

(stu Botsari to mnima)

(Botsaris’in mezarında)

γονατιστός παιδιά μ’ τον έκλαιγε.

(gonatistos pedya m’ ton eklege.)

(Diz çökmüş çocuklarım, onun için ağlıyor.)

NİKOTSARAS’IN

Sözler:

Τι έχουν της Ζίχνας τα βουνά και στέκουν μαραμμένα;

(Ti ehun tis Zihnas ta vuna ke stekun maramena;)

(Zihna’nın dağlarının nesi var da öyle üzüntülü duruyorlar?)

Μήνα χαλάζι τα βαρεί, μήνα βαρύς χειμώνας;

(Mina halazi ta vari, mina varis himonas;)

(Dolu mu onların canını sıkıyor yoksa sert kış mı?)

Ουδέ χαλάζι τα βαρεί, ουδέ βαρύς χειμώνας,

(Ude halazi ta vari, ude varis himonas,)

(Ne dolu onların canını sıkıyor, ne de sert kış,)

ο Νικοτσάρας πολεμάει, με τρία βιλαέτια,

(o Nikotsaras polemai, me tria vilaetia,)

(Nikotsaras savaşıyor, üç vilayetle birden,)

τη Ζίχνα και το Χάντακα, το έρημο το Πράβι.

(ti Zihna ke to Handaka, to erimo to Pravi.)

(Zihna’da, Handaka’da, ve ıssız Pravi’de.)

Τρεις μέραις κάνει πόλεμο, τρεις μέραις και τρεις νύχτες,

(Tris meres kani polemo, tris meres ke tris nihtes,)

(Üç gündür savaşıyor, üç gün ve üç gece,)

χωρίς ψωμί, χωρίς νερό, χωρίς ύπνο στο μάτι.

(horis psomi, horis nero, horis ipno sto mati.)

(Ekmeksiz, susuz, gözüne uyku girmeden.)

Χιόνι έτρωγαν, χιόνι έπιναν και τη φωτιά βαστούσαν.

(Hioni etrogan, hioni epinan ke ti fotya vastuğsan.)

(Kar yediler, kar içtiler ve ateşte yürüyorlardı.)

Τα παλληκάρια φώναξε ‘ς τοις τέσσερες ο Νίκος.

(Ta palikarya fonakse ‘s tis teseres o Nikos.)

(Delikanlılar, diye bağırdı Nikos, dördüne.)

“Ακούστε, παλληκάρια μου, λίγα κι’ αντρειωμένα,

(“Akuste, palikarya mu, liga ki’ andriomena,)

(“Dinleyin, yiğitlerim, az ve cesur,)

βάλτε τσελίκι ‘ς την καρδιά και σίδερο ‘ς τα πόδια,

(valte tseliki ‘s tin kardia ke sidero ‘s ta podya,)

(kalbinize çelik, ayaklarınıza demir sarın,)

κι’ αφήστε τα τουφέκια σας και βγάλτε τα σπαθιά σας,

(ki’ afiste ta tufekya sas ke vgalte ta spathya sas,)

(bırakın tüfeklerinizi ve bıçaklarınızı çıkartın,)

γιρούσι για να κάμωμε να φτάσωμε το Πράβι.”

(yirusi ya na kamome na ftasome to Pravi.”)

(Pravi’ye varmak için yürüyeceğiz.”)

Το δρόμο πήραν σύνταχα κ’ έφτασαν ‘ς το γιοφύρι,

(To dromo piran sindaha k’ eftasan ‘s to yofiri,)

(Yol aldılar seher vakti ve köprüye vardılar,)

ο Νίκος με το δαμασκί την άλυσό του κόφτει,

(o Nikos me to damaski tin aliso tu kofti,)

(Nikos çelik zinciriyle kesiyor,)

φεύγουν οι Τούρκοι σαν τραγιά, πίσω το Πράβι αφήνουν.

(fevgun i Turki san traya, piso to Pravi afinun.)

(Türkler keçiler gibi gidiyorlar, Pravi’yi ardlarında bırakarak.) KOLOKOTRONİS’İN ASKERLERİ

Sözler:

Λάμπουν τα χιόνια ‘ς τα βουνά κι’ ο ήλιος ‘ς τα λαγκάδια

(Lambun ta hionya ‘s ta vuna ki’ o ilios ‘s ta langadya)

(Dağlarda karlar ve vadilerde güneş parlıyor)

λάμπουν και ταλαφρά σπαθιά των Κολοκοτρωναίων,

(lambun ke talafra spathia ton Kolokotroneon,)

(Kolokotronis’in askerlerinin de süngüleri parlıyor,)

πόχουν τασήμια τα πολλά, τοις ασημένιαις πάλαις,

(pohun tasimya ta polla, tis asimenyes pales,)

(Gümüşten ve eski süngüler, çok sayıda süngüler,)

τοις πέντε αράδες τα κουμπιά, τοις έξι τα τσαπράζια,

(tis pende arades ta kumbya, tis eksi ta tsaprazya,)

(beş tanesinde düğmeler kapalı, altısında da göğüslükler,)

οπού δεν καταδέχονται τη γης να την πατήσουν.

(opu den katadehonde ti yis na tin patisun.)

(Yere asla ayak basmazlar.)

Καβάλλα τρώνε το ψωμί, καβάλλα πολεμάνε,

(Kavala trone to psomi, kavala polemane,)

(At üstünde ekmek yerler, at üstünde savaşırlar,)

καβάλλα πάν ‘ς την εκκλησιά, καβάλλα προσκυνάνε,

(kavala pan ‘s tin eklisya, kavala proskinane,)

(at üstünde kiliseye gider, at üstünde niyaz ederler,)

καβάλλα παίρν’ αντίδερο απ’ του παπά το χέρι.

(kavala pern’ antidero ap’ tu papa to heri.)

(papazın elinden ekmeği, at üstünde alırlar.)

Φλωριά ρήχνουν ‘ς την Παναγιά, φλωριά ρήχνουν ‘ς τους άγιους,

(Florya rihnun ‘s tin Panaya, florya rihnun ‘s tus ağiyus,)

(Çiçekler bırakırlar Meryem Ana’ya, çiçekler bırakırlar azizlere,)

και ‘ς τον αφέντη το Χριστό τοις ασημένιαις πάλαις.

(ke ‘s ton afendi to Hristo tis asimenyes pales.)

(ve Mesih’e gümüş süngüler.)

“Χριστέ μας, βλόγα τα σπαθιά, βλόγα μας και τα χέρια.”

(“Hriste mas, vloğa ta spathia, vloğa mas ke ta herya.”)

(“Mesihimiz, süngülerimizi takdist et, ellerimizi kutsa.”)

Κι’ ό Θοδωράκης μίλησε, κι’ ο Θοδωράκης λέει:

(Ki’ o Thodorakis milise, ki’ o Thodorakis lei:)

(Ve Thodorakis konuştu, ve Thodorakis diyor:)

“Τούτ’ οι χαραίς που κάνουμε σε λύπη θα μας βγάλουν.

(“Tut’ i hares pu kanume se lipi tha mas vğalun.)

(“Yaşadığımız bu neşe, üzüntüye çıkacak.)

Απόψ’ είδα ‘ς τον ύπνο μου, ‘ς την υπνοφαντασιά μου,

(Apops’ ida ‘s ton ipno mu, ‘s tin ipnofantasya mu,)

(Bu gece uykumda gördüm, rüyamda gördüm ki,)

θολό ποτάμι πέρναγα και πέρα δεν εβγήκα.

(tholo potami pernaga ke pera den evgika.)

(çamurlu bir nehirden geçiyordum ve dışarı çıkamıyordum.)

Ελάτε να σκορπίσουμε, μπουλούκια να γενούμε.

(Elate na skorpisume, bulukya na yenume.)

(Gelin boş verelim, eğlenmeye gidelim.)

Σύρε, Γιώργο μ’, ‘ς τον τόπο σου, Νικήτα, ‘ς το Λοντάρι,

(Sire, Yorgo m’, ‘s ton topo su, Nikita, ‘s to Londari,)

(Yorgom, memleketine dön, Nikitas, sen de Londari’ye,)

εγώ παου ‘ς την Καρύταινα, πάου ‘ς τους εδικούς μου,

(eğo pau ‘s tin Karitena, pau ‘s tus edikus mu,)

(ben Karitena’ya gidiyorum, ailemin yanına,)

ν’ αφήκω τη διαθήκη μου και τοις παραγγολαίς μου,

(n’ afiko ti diathiki mu ke tis parangoles mu,)

(vasiyetimi ve son sözlerimi bırakmaya,)

τι θα περάσω θάλασσα, ‘ς τη Ζάκυνθο θα πάω.”

(ti tha peraso thalassa, ‘s ti Zakintho tha pao.”)

(denizi geçeceğim, Zakinthos’a gideceğim.”)

b) Baharı bekleyiş, doğal ölüm, silahların bakımı gibi genel hatlarıyla kleft yaşantısını betimleyen tür. Örneğin:

ANAM KLEFT DELİKANLILAR

https://www.youtube.com/watchv=8UHRymuhtBY&list=PL8966D402E6C1E6AE&index=37

Sözler:

Μάνα μου, τα- μάνα μου, τα κλεφτόπουλα

(Mana mu, ta mana mu, ta kleftopula)

(Anam, ah anam, kleft delikanlılar)

Τρώνε και τραγουδάνε, άιντε, πίνουν και γλεντάνε

(Trone ke trağudane, ayde pinun ke glendane)

(Yiyorlar ve şarkı söylüyorlar, içiyorlar ve eğleniyorlar)

Μα ΄(έ)να μικρό, μα ΄να μικρό κλεφτόπουλο

(Ma ‘yna mıkro, ma ‘na mikro kleftopulo)

(Fakat bir genç, bir genç kleft)

Δεν παίζει, δε γελάει, ούτε πίνιε ούτε γλεντάει

(Den pezi, de yelai, ute pini ute glendai)

(Dans etmiyor, gülmüyor, ne içiyor ne de eğleniyor)

Μόν΄ τ΄ άρματα, μον΄τ άρματα του κοίταζε

(Mon’ t’ armata, mon’t armata tu kitaze)

(Sadece silahlarına, sadece silahlarına bakıyor)

Του ντουφεκιού του λέει, γειά σου, Κίτσο μου λεβέντη

(Tu dufekyu tu lei, ya su, Kitso mu levendi)

(Diyor ki tüfeğine, selam sana, yiğit Kitso’m)

Πολλές φορές, πολλές φορές με γλίτωσες

(Poles fores, poles fores me glitoses)

(Çok sefer, çok sefer beni kurtardın)

απ΄του εχθρου τα χέρια τα σπαθιά και τα μαχαίρια

(ap’ tu ehthru ta herya ta spathya ke ta maherya)

(düşmanın ellerinden, bıçağından ve süngüsünden)

İlk kategori daha eski olanıdır. Şarkıları, bahsettikleri kişilerin yaşadıkları dönemde yazılmıştır. Yapılan betimlemeler doğal bir ölçüyle yapılıyorlar, doğa üstü bir durum ya da abartı yok. İkinci tür ise daha yeni döneme ait, parçalar lirik betimlemeler ve kleft hayatının tecrübesinden alıntılar içeriyor.

Bu şarkılar epik bir tarz sergiliyorlar. Resimlerin hızla değiştiği dramatik betimlemeler var. Bu türün belli başlı ezgileri serbest ritimde icra edilir. Sabit ritme sahip olan ve dans için olan şarkılar da vardır.

Tıpkı birçok şarkı gibi kleft şarkıları da anlattıkları hayat tarzına sıkı bir şekilde bağlıdır. Yalnızca spiritüel eserler değil, edebî ve müziksel açıdan değeri olan metinlerdir. Bu türde spiritüellik ve gerçeklik yanyana ilerler. Dolayısıyla, birinin bu şarkıları doğru şekilde değerlendirmesi ve hisstmesi için tek yol, onların oluştuğu ortamı mümkün olduğunca yaşaması ve anlamasıdır.

Aşağıda kleft şarkılarının iki bilindik örneğini sizlere sunuyoruz:

OLİMPOS VE KİSAVOS

Sözler:

Ο Όλυμπος κι’ ο Κίσαβος, τα δυο βουνά μαλώνουν,

(O Olimbos ki’ o Kisavos, ta dio vuna malonun,)

(Olimpos ve Kisavos, iki dağ kavga ediyor,)

το ποιο να ρήξη τη βροχή, το ποιο να ρήξη χιόνι.

(to pio na riksi ti vrohi, to pio na riksi hioni.)

(kim yağmur yağdıracak, kim kar yağdıracak diye.)

Ο Κίσαβος ρήχνει βροχή κι’ ο Όλυμπος το χιόνι.

(O Kisavos rihni vrohi ki’ o Olimbos to hioni.)

(Kisavos yağmur ve Olimpos kar yağdırıyor.)

Γυρίζει τότ’ ο Όλυμπος και λέγει του Κισάβου.

(Yirizi tot’ o Olimbos ke leği tu Kisavu.)

(Olimpos dönüyor Kisavos’a ve diyor.)

“Μη με μαλώνης, Κίσαβε, μπρε τουρκοπατημένε,

(“Mi me malonis, Kisave, bre turkopatimene,)

(“Kızma bana, Kisavos, bre Türklerin gezdiği,)

που σε πατάει η Κονιαριά κ’ οι Λαρσινοί αγάδες.

(pu se patai i Konyarya k’ i Larsini ağades.)

(Tüm Türkler sana basıyor ve Larisalı ağalar.)

Εγώ ειμ’ ο γέρος Όλυμπος ‘ς τον κόσμο ξακουσμένος,

(Eğo im’ o yeros Olimbos ‘s ton kozmo ksakuzmenos,)

(Ben yaşlı Olimpos’um, tüm dünyada adı duyulmuş,)

έχω σαράντα δυο κορφαίς κ’ εξήντα δυο βρυσούλαις,

(eho saranda dio korfes k’ eksinda dio vrisules,)

(Kırk iki tane zirvem, altmış iki tane çeşmem var,)

κάθε κορφή και φλάμπουρο κάθε κλαδί και κλέφτης.

(kathe korfi ke flamburo kathe kladi ke kleftis.)

(Her zirve bir sancak, her dal bir kleft.)

Κι’ όταν το παίρν’ η άνοιξη κι’ ανοίγουν τα κλαδάκια,

(Ki’ otan to pern’ i aniksi ki ‘ aniğun ta kladakya,)

(Ve bahar geldiğinde, dallar açıyor,)

γεμίζουν τα βουνά κλεφτιά και τα λαγκάδια σκλάβους.

(yemizun ta vuna kleftya ke ta langadya sklavus.)

(dağlar kleft, vadiler köle doluyor.)

Έχω και το χρυσόν αϊτό, το χρυσοπλουμισμένο,

(Eho ke to hrison aito, to hrisoplumizmeno,)

(Altın kartal da bende, altınla kuşanmış,)

πάνω ‘ς την πέτρα κάθεται και με τον ήλιο λέγει:

(pano ‘s tin petra kathete ke me ton ilyo leği:)

(taşa oturuyor ve güneşe sesleniyor:)

-“Ήλιε μ’, δεν κρους ταποταχύ, μόν’ κρους το μεσημέρι,

(-“İlye m’, den krus tapotahu, mon’ krus to mesimeri,)

(-“Güneşim, sabah erken de doğmaz mısın, yalnızca öğlen vakti değil,)

να ζεσταθούν τα νύχια μου, τα νυχοπόδαρά μου;”.

(na zestathun ta nihya mu, ta nihopodara mu;”)

(tırnaklarım ısınsın, ayacıklarım?)

KİTSOS’UN ANNESİ

Sözler:

Του Κίτσου η μάννα κάθουνταν ‘ς την άκρη ‘ς το ποτάμι,

(Tu Kitsu i mana kathundan ‘s tin akri ‘s to potami,)

(Kitsos’un annesi, derenin kenarında oturuyordu,)

με το ποτάμι μάλωνε και το πετροβολούσε.

(me to potami malone ke to petrovoluğse.)

(Dereyle kavga ediyor, onu taşlıyordu.)

“Ποτάμι, για λιγόστεψε, ποτάμι, γύρνα πίσω,

(“Potami, ya ligostepse, potami, yirna piso,)

(“Dere, azalsana, dere, geri dönsene,)

για να περάσω αντίπερα, ‘ς τα κλέφτικα λημέρια,

(ya na peraso andipera, ‘s ta kleftika limerya,)

(karşıya geçeyim, kleftlerin sığınaklarına,)

πόχουν οι κλέφταις σύνοδο κι’ όλοι οι καπεταναίοι.”

(pohun i kleftes sinodo ki’ oli i kapetanei.”)

(klefler bugün toplandılar ve bütün liderler.”)

Τον Κίτσο τόνε πιάσανε και πάν να τον κρεμάσουν,

(Ton Kitso tone piasane ke pan na ton kremasun,)

(Kitsos’u yakaladılar ve onu asmaya götürüyorlar,)

χίλιοι τον πάν από μπροστά και δυο χιλιάδες πίσω,

(hilyi ton pan apo brosta ke dio hilyades piso,)

(bin kişi önden, iki bin kişi de arkadan,)

κι’ ολοξοπίσω πάγαινε νη δόλια του η μαννούλα.

(ki’ oloksopiso pağena ni dolya tu i manula.)

(ve en arkadan, korkak annesi geliyordu.)

“Κίτσο μου, που είναι τάρματα, που τα χεις τα τσαπράζια,

(“Kitso mu, pu ine tarmata, pu ta his ta tsaprazya,)

(“Kitsos’um, silahların nerede, nerede göğüslüğün,)

τοις πέντε αράδαις τα κουμπιά τα φλωροκαπνισμένα;

(tis pende arades ta kumbya ta florokapnısmena;)

(beş çizgiler ve altın işlemeli düğmeler?)

-Μάννα λωλή, μάννα τρελλη, μάννα ξεμυαλισμένη,

(-Mana loli, mana treli, mana ksemializmeni,)

(-Deli anne, divâne anne, aklı başından gitmiş anne,)

μάννα, δεν κλαις τα νιάτα μου, δεν κλαις τη λεβεντιά μου,

(mana, den kles ta niyata mu, den kles ti levendya mu,)

(anne, gençliğime ağlamıyorsun, yiğitliğime ağlamıyorsun da,)

μόν’ κλαις τάρημα τάρματα, τάρημα τα τσαπράζια;”

(mon’ kles tarima tarmata, tarima ta tsaprazya;”)

(silahlara ve göğüslüklere mi ağlıyorsun?”)

 

Advertisements